İklim değişimi bir bela olmak yerine bir fırsat

Yaşamakta olduğumuz bu olguyu kimi (Trump gibi) inkâr edip yalanlıyor, kimi de aşırı bir felaket olarak karşılıyor.  Hollandalılar başka bir gözle bakıyorlar iklim değişimine.  Bu gelişmeye telaş içinde direnmek yerine, dostça yaklaşarak ve uyum göstererek.  Daha da önemlisi, yepyeni uygulamalar sunarak.  Zeki, akıllı, yapıcı uygulamalar.  Doğaya savaş ilan etmeye kalkışmadan, değişimin zorunlu kıldıklarını olumluya çevirerek.

Bildiğimiz gibi, Hollanda’nın çok önemli bölümü deniz düzeyinin altında.  Kimi yerde 5-6 metre aşağılarda yer alıyor.  Sonradan olma alanlar bunlar.  Malum, uzun yıllar boyunca denizden toprak çalmışlar, ırmakları daraltmışlar.  Rotterdam da böyle oluşmuş bir kent.  Avrupa’nın dev ırmağı Ren’in Kuzey Denizi’ne döküldüğü yerdeki kollarından biri olan Rotte üzerine yerleşmiş.

Tabii, denizin altında kalan yerleşmeler yaratınca birtakım duvarlarla korumuşlar toprak alanları.  Korumak istemişler, ama geçmişte kimi zaman deniz coşmuş ve koruma setlerini aşarak ortalığı basarak evleri yaşanmaz, toprağı işlenmez kılmış. Örneğin 1953’te okyanus çıldırıp her yere girmiş; 1.800 kişi ölmüş bu felakette.

Bu tür olayların sonunda “duvarları daha da yükseltelim” demişler.  Ama deniz ve ırmak kıyısında olma şansına sahip bir yerde 10 metre yüksekliğindeki duvarların içinde yaşanmaz ki!  Üstelik iklim değişimi de geliyor.  Bu da okyanusların durmadan yükselmesini getiriyor.

“Öyleyse doğanın karşısına sürekli dikilmenin anlamı yok.” demişler.  “Tersine uyum sağlamak gerek”.  Bu noktada yaklaşım değişmiş.  İklim değişiminin bastıra bastıra getirdiği yeni ortam olumlu, yapıcı ve yaratıcı bir ustalık geliştirmiş.

Hollanda bugün iklim değişimi yaklaşımında gerçekten ustalık kazanmış bir ülke.  New York’tan Cakarta’ya kadar uzmanlık sunuyorlar, yöntemler öneriyorlar, eğitimler veriyorlar.  Özellikle deniz yükselmesinden etkilenen yerlerde.  Yaklaşımın temelinde duvar kurup yükseltmek yerine suları ‘buyur etmek’ yatıyor.  Suların yerleşim alanlarına zaman zaman dalmasına izin vermek.  Ama kontrol altında tutarak.  Bu maksatla büyük havuzlar, geniş parklar, oyun alanları, yeraltı otoparkları yapıyorlar.  Deniz ya da ırmak yükselmeye başlayınca buraları gelen sulara usul usul açıyorlar.  Yani olayı ehlileştiriyorlar.  Zaten halkın sevdiği bir yer olan park bu kez göle dönüşüyor ve gene ahalinin zevk alıp çevresinde keyif sürdüğü bir yer oluyor.

Böyle olunca da duvara gerek kalmıyor.  Bir not düşelim burada.  Benzeri tehlikenin geleceğini bilen New York ve Miami ise duvar projeleri hazırlamakla meşgul.  İklim değişimini inkâr etmeyi meslek edinmiş olan Trump ise İskoçya’nın kıyısındaki büyük golf sahasını korumak için duvar yaptırmaya başlamış bile.

Suyla dost kalma ve iklim değişimini güler yüzle karşılama projesinin büyüklü küçüklü, sayısız ürünleri var.  Böylece yıllar öncesinin gürültülü, pis, ruhsuz bir endüstri kenti olan Rotterdam şimdi pırıl pırıl ve çekici bir yer haline dönüşmüş.

Yan önlemlerden birini basit bir örnek olarak belirtelim.  Kentteki havuzlarda arada sırada yüzmek istiyorsanız, bir sertifika almanız gerekiyor.  Konusu, elbiselerinizle bile yüzebileceğinizi kanıtlamanız.  Yani su baskınında zor durumda kalırsanız, kendinizi kurtarabileceğinizi göstermeniz.  Aşağıdaki resimde olduğu gibi, sizi bir sınav bekliyor.

Bir de dev bir örnek verelim.  Kentin ortasındaki ırmağın denize ulaştığı noktada bir ‘su kapısı’ var.  Bu baş döndürücü olayı resmin üzerinden anlatalım.

Bu kapının iki kanadı var.  İkisinin de hem büyüklüğü, hem de ağırlığı Paris’teki Eiffel Kulesi kadar.  (Resmin sol üst köşesinde görüldüğü gibi.)  Normalde bunlar kenarda, karaya oturmuş olarak duruyor.  Sistem sensorları aracılığıyla denizin yükselmeye başladığını algılayınca kapılar kapanmaya başlıyorlar ve ortada buluşup kitleniyorlar.  Yani yüksek bir duvar oluşturuyorlar.  Ama diğer zamanlar tamamen açık kalıyorlar.  Sistem bütünüyle otonom.  Kendi kendine çalışıyor.  Bilgisayarı da, enerji kaynağı da destekli ve yedekli.  Çalışmasını izleyenleri şaşırtıyor.

Atila Alpöge, Ekogazete, 15.6.2017 / Yararlanılan kaynak: Michael Kimmelman, The New York Times, 15.6.2017

Reklamlar
Bu yazı Denizler - Irmaklar, Kentler, İklim içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s