Yeteneklerimizin üst sınırına vardık, diyorlar

Bizler, insanlar, zaman içinde her şeyi giderek daha iyi yaptık şimdiye kadar.  Böyle dendi, böyle bildik.  Örneğin, atletizm rekorları durmadan kırıldı, eskisinden daha iyileri geldi hep.  Boyumuz bile yüzyıllar boyu uzadı.  Öte yandan beyinlerimiz eski insanlarınkine göre çok daha güçlü oldu.  Bu tür örnekler fazla.  Ama bazı bilginler “Bu gidişin sınırına vardık!  Gelişme durdu!” diyorlar.

Şaşırtıcı bir iddia.  Hatta keyif kaçırıcı bir söylem.  Binlerce yıldan beri sürüp giden gelişmenin sınırı nasıl olur?  Performanslarımızda gözlenen baş döndürücü başarılar duracak mı?  Bilim dünyasından bazı sesler “Evet, öyle bir noktaya varmış olduğumuz anlaşılıyor.” diyor.

Bir örnek: Yeni Zelandalı Profesör James Flynn 1987’den beri zekâ üzerinde yürüttüğü başarılı çalışmalardan dolayı “zekâ üstadı” diye biliniyor.  Flynn bu sıralarda “Ne yazık ki, bizim çocuklarımız bizden daha geri zekâlı!  Onların çocukları ise daha da beter olacak.” demeye başladı.

Başka bir örnek: Amerikalı Profesör Jan Vijg ve arkadaşları 38 ülkenin istatistik sistemlerinden yararlanarak bir araştırma yürütmüşler ve geçtiğimiz Ekim ayında yayımlamışlar.  (Yazı şurada.)  Konu “en uzun” yaşam süresi.  Bulgulara göre 20. yüzyılda hızlı bir gelişme olmuş.  Özellikle 1960’lı yıllarda.  En çok yaşayanlar 85 yıldan başlayarak, 100 yıl ve hemen ötesini görmüşler.  Aşağıdaki gibi.

Prof. Vig ve arkadaşları “Anlaşılan bu gelişme durmuş artık!” diyorlar.  Bu saptamaya (kullanılmış yöntemler bakımından) itiraz eden bilginler var, ama 115 yılda tavan yaptığımız görülüyor.  Az bir olasılıkla bir, iki kişinin 125 yaşına ulaşabilme şansı olabilir, diye düşünülüyor.

Başka bir kavram da söz konusu: “doğumda beklenen ortalama yaşam süresi”.  Yani insanlar ortalama olarak ne kadar yaşıyorlar ve bu miktar dönemlere göre nasıl bir değişme geçiriyor?  ABD’de ortalama süre yıllar boyu azar azar artmışken 2015’te düşüş yaşamış.  Bunu kalp ve nefes yolu sorunlarındaki ve benzerlerindeki artışa bağlıyorlar.  Fransa’da INSEE de (Ulusal İstatistik ve Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü) aynı eğilimi saptamış.  Bu alanda on yıl önce çalışma yapmış olan Chicago Üniversitesi’nden Prof. Jay Olshansky gelişmeyi hızlı obozite artışına bağlıyor.

Boy uzaması da inceleme konusu.  Geçtiğimiz yüzyılda insanların boy atmış olduğu biliniyor.  Örneğin İran’da erkekler yüzyılda 17 santim kazanmış.  Öte yandan Güney Kore’de kadınlar 20 santim uzamış.  Şimdi bir duraklamadan söz ediliyor.

Geçtiğimiz iki yüzyıldaki olumlu gelişmeler yaşam koşullarındaki ve beslenmedeki iyileşmeye, sağlık koşullarındaki ve tıptaki etkili performansa bağlanıyor.  Bunun sonuçlarından biri olarak, bazı araştırmalar (toplumların ortalaması olarak) 1 santimlik boy uzaması ile yaşam süresinin 1,2 yıl artması arasında ilişki saptamış.  Ya da uzun boylu olmakla zekâ arasında bağlantı kuranlar bile çıkmış.

Ama artık gelişme böyle değil.  Tuebingen (Almanya) Üniversitesi’nin ekonomi tarihi profesörü Joerg Baten 156 ülkenin kayıtlarını 1810’dan bugüne kadar incelemiş ve bu durulmayı açıkça görmüş.  Örneğin kuzey Avrupa ülkelerinde 20 yaşındaki gençlerin boyunun son 10 yıl içinde hiç artmamış olduğunu söylüyor.  Hatta Afrika ülkelerinde boylarda kısalma eğilimi izlenmiş.

Bazı araştırmacılar bu tür olguları beslenme alışkanlıklarının değişmesine, örneğin süt ve etin daha az kullanılıyor olmasına bağlıyorlar.  Öte yandan Almanya’da anne ve babaları uzun süre işsiz kalmış çocukların daha kısa boylu geliştiğini saptayanlar var.

Norveç’te dikkat çekmiş bir olgudan söz ediliyor.  Askerlik yapmaya gelen gençlerde son 20-25 yıl içinde yapılan sistematik zekâ testleri şaşırtıcı bir sonuç vermiş: IQ’de (zekâ bölümü/zekâ katsayısı) belirli bir düşüş var.  Benzeri sonuç Avusturalya, Danimarka, İngiltere, İsveç. Finlandiya, Hollanda ve Fransa’da da gözlenmiş.

Ayrıca biliniyor ki, çocuk bekleyen bir annenin tiroidinde olumsuz etkilenme olursa çocuğun zekâsında bozukluklar beliriyor.  Yeni doğmuş çocuğun ilk gelişme yıllarında derisi, iskeleti, kasları, kalp ve damar sistemi zararlı anlamda etkileniyor. Boy uzamasına bile olumsuz imza atıyor bu durum.

Tartışılamayacak bir veri: 1970 ile 2010 arasında kimyasal madde üretimi 300 kat artmış.  Bu maddeler büyük çoğunlukla beslenme ve benzeri sistemlerde devreye girmiş.  Laboratuvar çalışmaları göstermiş ki, 450 milyon yıldan beri oldukları gibi kalmış olan kurbağalara kimyasal moleküller verilince sistemleri birden olumsuz olarak etkileniyor.  Başka bir deyişle, konu ekolojik bir boyut kazanıyor.  Doğal üretimden kopup uzaklaştıkça, kimyasallara bağımlı bir yaşam tarzına sarılınca, kirliliği durmadan artan hava ortamında var olmaya çalışınca insan bedeninin performansı bozuluyor.

İklim değişiminin ve bunun yarattığı şiddetli doğal olayların da tarımsal üretimde kalite kaybına neden olduğu söyleniyor.  Bazı bilginler beyinle ilgili birçok eylemi elektronik araçlara terk ettiğimize, dolayısıyla hafızamızı daha az kullandığımıza işaret ediyorlar.  Ekonomilerin giderek daha az zihinsel iş sunduğuna dikkat çekiyorlar; insanların alışılmışa ve tekrara dayanan basit faaliyetlere itildiğine değiniyorlar.  Bir bilgin şöyle diyor: “Çocuklar giderek okumaktan ve düşünmekten kopuyorlar.  Bunların yerine bilgisayar oyunlarıyla yetiniyorlar.  Unutmamak gerekir ki zekâ, bir bakıma, sürekli antrenman gerektiren bir araçtır.”

Atila Alpöge, Ekogazete, 7.5.2017 / Yararlanılan kaynaklar: Sandrine Cabut ve Nathaniel Herzberg, Le Monde, 2.1.2017 – Linda Geddes, Nature, 5.10.2016

Reklamlar
Bu yazı Genel Konular, Nüfus, Sağlık - Beslenme içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

One Response to Yeteneklerimizin üst sınırına vardık, diyorlar

  1. eastarzu dedi ki:

    Benim de gözlemlerim şöyle, 15 yaş ve altı çocuklar daha az okuyorlar, bilgisayar-tv odaklı görsel zeka-katılım gerektirecek bilgi ve harekete odaklı bireyler! olarak gelişiyorlar. EQ ları daha yüksek, duyarlılar. Bilgisayar, kendi aralarında bir dil oluşturuyor sadece, o dili konuşamayanlar ile iletişim kuramıyorlar. 😦

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s