Metro istasyonu mu, yoksa yeraltı müzesi mi?

Metro dediğimiz zaman aklımıza ne geliyor acaba?  Kımıldama olanağı bulamadığımız, sırtımıza onun bunun dirseğini yediğimiz, yanımızda dikilenlerin öksürüğünden tıksırığından rahatsız olduğumuz, ‘çabuk gidiyoruz’ diye katlandığımız bir yer mi?  Ama bambaşka bir ortam yaratmaya özenen kentler de var.  İstiyorlar ki, halk burada çekici, keyif verici bir çevre bulsun.  Metroya mecbur kaldığı için çaresiz değil, severek gelsin.

Giderek sanki bir müze oluşturuyorlar yeraltında.  İstasyonları biçimlendirmeye sanatçıları davet ederek…  Onlara “Buyurun, buraya sanatsal bir yaşam verin!” diyerek…

Haklı değiller mi?  “Ana hedefimiz otomobillere hizmet etmektir.  Onlar için yol yaparız, tünel kazarız, köprü inşa ederiz, çok katlı otoparklar yaparız.  Geriye kalanları da, ayakaltından çekilsinler diye koyun sürüsü gibi metrolarla taşırız!” diye düşünen yöneticiler var.  Onların bu çağdışı tavrını bir kenara itip metrolarda keyifli yaşam ortamı yaratmak isteyenler haklı değiller mi?

40 yıldan beri gezi rehberi üreten başarılı bir yayımcı, ‘Petit Futé’ bu anlayışı ciddiye almış ve sitesinde (sayısı çok fazla) keyifli metro istasyonuna yer vermiş.  Gelin, bunlara bir göz atalım.

Napoli’deyiz, Toledo istasyonunda.  Aşağıdaki istasyon 2012’de açılmış.  Tasarım Salvador Dali’nin yakın dostu Oscar Tusquets’nin imzasını taşıyor.  Küçücük mavi ve beyaz mozaikler, bir bakıma yeraltından göğe yükselişi simgeliyor.

İSTASYON01Stockholm.  Kentin ana tren istasyonunun 34 metre aşağısı.  Kaya kazılarak oyulmuş, sonra da olduğu gibi bırakılıp betonla desteklenmiş.  Renkli bir mağara gibi duruyor.

İSTASYON02Moskova.  Ünlü şair Mayakovski’nin adını taşıyan 1938 yapımlı ünlü istasyon.

İSTASYON03Münih.  Kentin ana tren istasyonu olan Marienplatz’dayız.  Aşağıdakinin metro istasyonu koridoru olduğunu düşünmek hayli zor.

İSTASYON04Tayvan’da Formosa Boulevard istasyonu ve “Işık Kubbesi”.  İmza sahibi ünlü İtalyan sanatçı Narcissus Quagliata.  Ortam 4.500 cam panodan oluşuyor ve insan yaşamının öyküsünü anlatıyor: toprak – su – ışık ve ateş.

İSTASYON05Geldik Şangay’a.  “Bund” adlı tünelde bizi bir sürpriz bekliyor.  Gene yeraltındayız, gene bir tür tren söz konusu.  Ama amaç yalnızca ırmağın karşı kıyısına geçmek.  4 dakikalık bir yolculuk.  Ayakta, 5-10 kişilik bir kabinde.  Ama müzik eşliğindeki şaşırtıcı ışık oyunları içinde geçiyor yolculuk.  Kuklalar bile var.  Tünelin duvarlarında videolar sergileniyor.  Geçiş ücreti fazla olduğu halde özellikle turistler akın akın geliyor bu olayı yaşamaya.  İsterseniz buraya tıklayın ve siz de katılın yolculuğa.

İSTASYON06Saint-Petersbourg’un Avtovo istasyonu.  Özenilmiş, bezenilmiş, ışıl ışıl bir ortam.  Seçkin bir şatodayız gibi duruyor.  Göz kamaştıran avizeleriyle.

İSTASYON07Lizbon.  Olaias istasyonu.  Bir renk cümbüşü.  Portekizli sanatçılar her köşeye can katmışlar, yaşam vermişler.

İSTASYON08Kiev.  Zoloti Vorota istasyonu.  Yer granit döşeli.  Ötesi mermer.  Gösterişli avizeler.  Özenilmiş süslemeler.

İSTASYON09Son durağımız Barcelona.  Drassanes durağı.  Kent belediyesi istasyon tasarımını alışılmış dışı, öncü projeler oluşturan ON-A Arquitectura mimarlık bürosuna bırakmış.  Ortaya beyazlıklara sarılmış fütürist bir ortam çıkmış.

İSTASYON10Demek ki, otomobil kullanımını durmadan pompalamayı hedef almış, bunda ısrar eden politikaların ötesinde bambaşka bir dünya mümkün.

Atila Alpöge, Ekogazete, 24.8.2016  /  Yararlanılan kaynak:  Petit Futé.

Reklamlar
Bu yazı Kentler, Ulaşım içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s