Beyinlerimiz yeteneklerini giderek yitiriyor mu?

Buna benzer yargılara varan bilim insanları var.  Yürüttükleri araştırmalara, yaptıkları ciddi çalışmalara dayanarak.  Yani bilgi dağarcığımızda, dikkatimizde, belleğimizde, karar vermede, sorunlara çözüm aramada, kavramada, dile hâkimiyette, muhakemede, kısacası bilişsel yeteneklerimizde bir zayıflama ortaya çıkmaktaymış.  Dilimizde ‘zekâ katsayısı’, ‘zekâ bölümü’ diye adlandırılan, İngilizcesiyle ‘IQ’ diye bilinen zihin gücü üzerinde yapılan yeni incelemeler böyle bir sonuç vermekteymiş.

Oysa bundan otuz beş yıl önce James Flynn adlı Yeni Zelandalı bilgin IQ’nun (bir nesilden ötekine) her on yılda bir, 3 puan arttığını söylemiş.  Bu bulgusu yaygın kabul görmüş zamanında.  Bu nedenle de hepimizin bizden önceki kuşaklardan daha ‘zeki’ olduğumuz varsayılmış.  Tabii bu söylem bizlerin torunlarımıza ve torunlarımızın da kendi torunlarına göre daha az zekâlı olacağını ifade ediyor.

Ancak iki bilgin, Edward Dutton ve Richard Lynn bunun tam tersini söylüyor şimdi.  Dediklerine göre 1999 ile 2009 arasında Fransa’da halkın ortalama IQ’su 4 puan kaybetmiş.  (Yayımlanan çalışmaları şu adreste.)  Bu ikilinin daha önce Finlandiya’da yürütmüş olduğu benzeri bir araştırma da bu olguyu sergilemekteymiş.  Norveç, Danimarka, İngiltere, Hollanda, Avustralya, İsveç gibi ülkelerde de aynı oluşum izlenmekteymiş.

İnsan zekâsının nesiller boyu durmadan geliştiğini biliyorduk;  bunu gururlanarak kabul ediyorduk.  Ne yani, şimdi bu gidiş tersine mi döndü?  Şöyle düşünelim.  Yaşadığımız çağda, çevremizi saran ortamda kimyasallarla biçimlendirilmiş şeyler yiyoruz…  Kirlinin kirlisi bir havayı ciğerlerimize çekiyoruz…  Hayatımız hareket etmeden, vücudu çalıştırmadan, oturmakla geçiyor…  Zamanımızı bilgisayar, cep telefonu, tablet ekranlarına bakmakla harcıyoruz…  Sonra ciğerimizden karaciğere, pankreasımızdan prostata beden sistemimizi allak bullak eden sorunlar çarpıyor bizleri.  Giderek artan ve kanserden Alzheimer’e uzanan çeşitli hastalıklarla boğuşuyoruz.

Bu oluşumun, bu yaşam tarzının beyinde de etkisi olmayacak mıydı?  Bu zehirler, bu belalar beyni etkilemeyecek miydi?  Beynin bu tür şeylere karşı dokunulmazlığı mı vardı?

Çalışmalarıyla saygınlık kazanmış Fransız bilim insanı, Barbara Demeneix, yayımladığı yeni kitapta bu tehlikeyi bilimsel verilere dayanarak haykırıyor.  (Kitabın İngilizcesi:  Losing Our Brain.  Fransızcası:  Le Cerveau endommagé.)

Bu saptamaların tam da ortasında Avrupa Komisyonu gene yapacağını yaptı.  Bazı küresel firmaların oyun alanı haline gelmiş olan komisyon konuyu ertelemeye, oyalamaya yöneldi.  2 hafta önceki bir yazıda Ekogazete Avrupa Parlamentosu’nun komisyondan gelen kimyasallara izin verme önerisini geri çevirdiğini anlatmıştı.  Komisyonun ilgili birimi ve uzmanları birkaç gün önce “Kimyasalların zararı şimdilik kesin kes bilinmiyor.  Bu tehlike kuşkusuz biçimde saptanana kadar izin verelim, gitsin!” gibisinden bir söyleme sarılmışlar.  Anlaşılan ivedi bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu anlamıyorlar, ya da anlamak istemiyorlar.

Öte yandan, gündeme yeni gelen bir gelişmeyi de belirtmekte yarar var.  Birkaç gün önce, 8 Temmuz 2016’da, Fransa’nın ‘Beslenme, Çevre ve Çalışma Ortamı Güvenliği Ulusal Ajansı’ (ANSES) bir uyarı yayımladı.  Bu rapor hem kamu yöneticilerine, hem de anne babalara sesleniyor.  Uyarıları uluslararası ortamda yürütülmüş sayısız araştırmanın sonuçlarını vurguluyor.  Elektromanyetik alan yaratan, radyo frekanslarını kullanan, uzaktan kumandalı araç gerecin küçük çocukların beyinleri için çok tehlikeli olduğunu belirtiyor uyarı.  Özellikle 6 yaşına kadar olan çocuklara cep telefonu, tablet, kumandalı (otomobil, tren gibi) oyuncak, telsizli malzeme ve benzerlerini vermemek gerekiyor.

Bu tür araçların yarattığı enerji vücudun değişik dokularınca ister istemez emiliyor.  Oysa küçük yaşlarda bu dokular ve özellikle beyin gelişme süreci içinde.  Bu tür çarpıtıcı etkiler hafıza, dikkat, dil gibi bilişsel yeteneklerde tehlike yaratabiliyor.  ANSES olayın boyutunu vurgulamak için bir hatırlatma yapıyor:  12-17 yaş arasındaki gençlerin cep telefonu sahipliği son birkaç yıl içinde %22’den %55’e fırlamış.

Beyni sulandırılmış, bu yüzden de koyun gibi güdülecek hale getirilmiş toplumların var olduğu bir dünyaya ve böyle biçimlendirilmiş bir demokrasi anlayışına doğru mu ilerliyoruz?

Atila Alpöge, Ekogazete, 10.7.2016  /  Yararlanılan kaynaklar:  Stéphane Foucart, Le Monde, 21.6.2016 – Stéphane Horel, Le Monde, 17.6.2016 – Pierre Le Hir, Le Monde, 10.7.2016

Reklamlar
Bu yazı Sağlık - Beslenme, Tarım, Teknoloji içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s