Ekoloji (artı) Sinema (eşittir) hayret verici bir mucize

“Ne garip bir denklem!” diyeceksiniz.  Haklısınız.  Üstelik bir belgeselden söz ediyoruz.  (Belgesel mi?  Bunları kim ciddiye alıyor?)  Konusu “ekoloji”.  (Kimin umurunda?)  Finansmanı kimler sağlamış peki?  (Binlerce kişi tutmuş, cebinden para vermiş.)  Ve film altı ay önce gösterime girmiş.  Fransa’da hâlâ 400’den fazla sinemada oynuyor ve seyirciler izlemek için sinemalara koşuyor.  Çünkü film çarpıyor ve şaşırtıyor.

Yukarıda verdiğimiz şaşırtıcı bilgileri biraz açmak gerekiyor.  Fransa yapımlı bu filmin adı “Demain” yani “Yarın”.  Geleceğimize olumlu bir ışık tutuyor bu belgesel.  “Dünyamızın dört bir köşesinde sayısız güzel girişim var;  bunlar ve benzerleri insanlığı tertemiz bir dünyaya götürecek.” diyor.  Kısacası olumlu, umutlandırıcı ve heyecan verici bir filmle karşı karşıyayız.

Belki de ekoloji konularına ilgi duyanlar için en ilginç boyutu da bu.  Çünkü çevreyle ilgili olaylara eğildiğimizde hep umut kırıcı sorunlarla karşılaşıyoruz.  Doğal kaynaklara saldırıp çarçur etmekte olan çıkar şebekeleri…  Onları durdurmayan, önlem almayan, giderek onlarla adeta ortaklığa giren yönetim kadroları…  Hudutsuz tüketim çılgınlığına şartlandırılmış yığınlar…  Böyle bir ortam kişiyi karamsarlığa, yılgınlığa, ezikliğe sürükleyebiliyor.  “Demain” bunun tam tersi bir dünyayı, olumlu, yapıcı, yepyeni bir geleceğe açılan olguları sergiliyor.  Üstelik gevezelik yapmadan, ders vermeye kalkmadan, bilgiçlik taslamadan…  Seyircisine güler yüzle yaklaşarak.  Somut girişimler göstererek.

Sinema eseri olarak da başarılı.  Senaryo uzun süre çevreci çalışmalar yürütmüş bir genç adamın: Cyril Dion.  Yönetmen genç, ama deneyimli bir kadın: Mélanie Laurent.  Onlara teknik destek veren dört arkadaşları da katılmış.  Birlikte dünyanın dört bir köşesine gitmişler.  Yarına giden yolda olup biteni kaydetmişler.

YARIN

Değişik yerlerde çekim yapmışlar.  Fransa’da, Hindistan’da, Finlandiya’da, Belçika’da, ABD’de, İsviçre’de, İsveç’te, İngiltere’de, İzlanda’da, Danimarka’da.  Gittikleri yerlerde yeni düşüncelerin öncüsü kimselerle görüşmüşler.  Onların gerçekleştirdiği başarılı girişimleri görmüşler ve biz, seyircilere gösteriyorlar.  Tarımdan enerjiye, ekonomiden demokrasiye, eğitimden atık yönetimine zengin bir görüntü listesi sunuyorlar.

Birkaç örnek verelim.

Detroit (ABD).  Bir zamanların dünyaca ünlü otomobil yapımı merkezi.  Ama endüstrisi çökmüş, fabrikalar kapanmış ve kentin nüfusu 50 yılda üçte birine inmiş.  Bir mezbelelik.  Halk korkunç fakir ve aç.  Ama kaderlerini ellerine almışlar.  Yerleşmelerin ortasında elbirliğiyle kent çiftlikleri kurmuşlar.  Böyle besleniyorlar.  Şimdi Detroit’te 1.600 kent çiftliği var.

İzlanda fosil ve nükleer kaynaklı enerjiye hayır diyerek gereksiniminin tamamını temiz kaynaklı enerjiyle karşılamak üzere.  Hindistan’da bir köy bunu başarmış bile.

Kopenhag’da herkes en fazla 300 metre mesafedeki geniş yeşil alanlarla, parklarla, bahçelerle kucaklaşmış olarak yaşıyor.  Halkın %50’si bisiklet kullanıyor.

Bristol (İngiltere) kendi parasını basmış.  Üstünde David Bowie’nin resmi var.  Bu para yalnız bu kentteki mağazalarda geçiyor.  Belediye başkanı bile maaşını bu parayla alıyor.  Böylece kentin geliri kendi içinde kalmış oluyor.  İsviçre’de bu anlamda devreye girmiş, 60.000 küçük girişimcinin kendi aralarında kurdukları bir banka var:  Wir.  Buranın bastığı özel para üyelerin kendi arasında geçerli.  Ekonomik kriz olduğunda ya da ulusal paranın değeri sallantıya girdiğinde bu üyeler etkilenmiyor.

San Francisco (ABD) atıklarının %80’ini geri kazanıp kullanıyor şu anda.  Dört yıl sonra yüzde yüze varacaklar.

İzlanda’da halk demokrasinin bir karikatüre dönüştüğünü, politikacıların saygınlığı toptan yitirdiğini, yozlaşmanın kabul edilmez boyuta çıktığını düşünüp sistemi değiştirmeye yönelmiş.  Elbirliğiyle yepyeni bir anayasa hazırlamışlar.  Hindistan’da da bazı kasabalarda halk yepyeni yönetim sistemleri kuruyor.

OECD’nin 16 yıl önce geliştirip 3 yılda bir uyguladığı ünlü PISA araştırmasına göre Finlandiya dünyanın en iyi eğitim sistemine sahip.  Çocuklar matematikte, bilimde, dilde hep birinci geliyor.  Çünkü burada çocuklar alışık olduğumuz eğitim sistemlerinin tamamen dışında yetiştiriliyor.  Beyinlerin boş bir şişe gibi doldurulması yerine kişiliğin geliştirilmesine öncelik veriliyor.  Not verme yok.  Cezalandırma yok.  Öğretmen otorite değil, tersine neredeyse çocukların arkadaşı.  Çocuk öğrenme düzenini kendi kuruyor, öğretmenin desteği altında.

Filmin başka bir özelliği “Katılımcı Finansman” yoluyla yapılmış olması.  Yani, Laurent ve Dion böyle bir film yapacaklarını internet üzerinden duyurmuşlar ve parasal destek istemişler.  10.250 kişi kolları sıvamışlar ve ufak, tefek de olsa katkı sağlayarak filmin yatırımcısı olmuşlar.  Vakıf, dernek, televizyon istasyonu, dergi ve şirketlerin yanında.  Buraya tıklarsanız, film girişimini duyurma ve finansman yatırımı isteme amacıyla yapılmış 4 dakikalık bir video izleyebilirsiniz.  Fransızca ve İngilizce altyazılı.

Ne dersiniz, acaba “Başka bir dünya mümkün!” diyen, en iyi belgesel ödülü kazanan, Paris’teki COP21 toplantısında devlet başkanlarına program çerçevesinde gösterilmiş olan, Fransa’da 1 milyondan fazla kişinin izlediği ve hâlâ izlemeye devam ettiği bu film ülkemize de gelir mi?

Atila Alpöge, Ekogazete, 12.6.2016

 

Reklamlar
Bu yazı Atıklar, Ekoloji Politikası, Enerji, Sağlık - Beslenme, Tarım, Yenilenir enerji içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s