Paris’i adam boyu su basıyor ve yaşam duruyor

Bugünlerde bir telaş var Paris’te.  Belediyeden hastanelere, polisten orduya çok yer akıl almaz bir olayla boğuşuyor.  Seine nehri durmadan yükseliyor ve su basıyor Paris’i.  Bu felaket 7 Mart 2016’dan 18 Mart’a kadar sürecek.  Aslında binlerce kişinin katıldığı bir senaryoyla karşı karşıyayız.  Ama tiyatro, sinema değil bu.  Ciddiye alınan, uzun zamandan beri hazırlığı yapılan bir olay.

Gerçek bir endişeye, eski yıllarda benzeri yaşanmış bir duruma dayanan bir senaryo.  Sorumlular, tarihçiler, araştırmacılar biliyorlar ki bir felaket kapıda.  Er geç sular basacak Paris’i.  Büyük bir tahribat yaparak.

Biliyorlar, çünkü doğayla şaka olmaz.  Doğayı hafife alamazsınız.  Kentin belleğinde doğanın böylesine vurduğu bir (hatta birkaç) tokat kayıtlı.  Yıl 1910.  20 Ocak’ta Seine’in Paris’in ortalarındaki yüksekliği 3,80 metre.  8 gün sonra 8,62 metreyi buluyor yükselme.  Bu durum günler boyu sürüyor.  Sular ancak 35 gün sonra çekiliyor.

Sokaklar yürünmez, geçilmez hale geliyor.  Ana caddelerde kayıklar dolaşmaya başlıyor.  Karşıdan karşıya geçmek için iskeleler kuruluyor.

PARIS 01

50-60 bin evi su basıyor.  Halk meskenini bırakıp kaçmak zorunda kalıyor;  ya da üst katlara sığınıyor.  Kanalizasyonlar taşıyor;  pislikler cambul cumbul .  Salgın hastalıklar görülmeye başlanıyor.  Yer altındaki metro hatlarını bile su basıyor;  toplu ulaşım krizi patlak veriyor.

PARIS 02

Atölyeler, fabrikalar çalışamaz durumda.  Mağazalardaki ve depolarındaki malların hayrı kalmamış.  Yiyecek, içecek sıkıntısı var.  Ekonominin yediği tokadın değeri, bugünün parasıyla, 2 milyar avroya yakın tahmin ediliyor.

Bu felaketin anısı hâlâ canlı.  Sokaklarda duvarlara kazınmış işaret ve notlar suyun nerelere kadar yükseldiğini anımsatıp duruyor.

PARIS 03

Bu kentte zaman zaman patlak veren bir olay bu.  Tarihçiler 1658’den, 1876’dan söz ediyorlar.  Ama daha 5 yıl önce bile Seine’in bazı yerlerinde baskınlar yaşanmış.

PARIS O4

Kısacası bu olgu kentin kaderine yazılı.  Sorumlular biliyorlar ki, günün birinde benzeri bir olay patlak verecek.  Demek ki, buna hazırlanmak gerek.  Nedir, nasıl bir şeydir “hazırlık” dediğimiz şey?  En ayrıntısına kadar düşünülmüş bir sistem kurmak ve afet patlamış gibi davranarak bu düzeneği bir temrin çerçevesinde işletip değerlendirmek, dolayısıyla zaman zaman alıştırmalar yaparak görevlileri formda tutmak.  Kısacası bir eğitim çabası.

Bugünlerde yapılan da bu aslında.  “EU Sequana 2016” diye bir ad takılmış bu girişime.  Avrupa Birliği de gözlemci olarak yer alıyor.  İtalya, İspanya, Belçika ve Çek Cumhuriyeti’nden de katılım olacak.

Tekrarlayalım, söz konusu olan havadan sudan bir oyun, göstermelik bir eğlence değil.  Paris biliyor ki, bu olay gelecek.  Mutlaka!  OECD bile bunun olası ekonomik maliyetini hesaplamış, 30 milyar avroya bağlamış.  500 bin kişinin kısa zaman içinde sulardan kurtarılması söz konusu olacak.  Su, ulaşım, sağlık, enerji, telefon, aydınlatma sistemleri çökecek.  Soygunlar görülecek.

Gelelim, egzersizde neler olacağına.  Özel bir iletişim ağı kurulmuş.  Elektronik temelli.  Atık işlerinden su servislerine, zabıtadan altyapı birimlerine belediye kuruluşları, polis merkezleri, ordu birimleri, hastaneler, okullar, ulaşım kuruluşları, telefon şirketleri, cankurtaran servisleri, yardım kurumları ve aklınıza gelebilecek çeşitli birimler bu ağa bağlanmış.  Merkezden bu birimlere (suyun yükselmesi, belli bir noktadaki gelişmeler, bir yerdeki arızalar, yardım çağrıları gibi) programlanmış bilgiler akacak ve ne kadar zamanda, ne biçim davrandıkları, işbirliğinin nasıl yürüdüğü gözlenecek.  10 gün boyunca.  Boyutu büyük, ama kendi küçük bir örnek verelim.  Louvre Müzesindeki 400.000 eserin su basmasından etkilenip zarar görmesi söz konusu.  Acaba kurulu sistem bunları kurtarmak için nasıl davranacak?

Bu denemenin bir de halkı bilgilendirme, uyarma, hazırlama boyutu var.  Ama insanları telaşlandırmadan, korkutmadan, uykularını kaçırmadan.  Bilgilendirerek ve bilinçlerini ayakta tutarak.

Tabii, bu büyük girişimin akla getirdiği başka şeyler var.  Acaba dev boyutlu deprem bekleyen kentlerde böylesi sistemler var mı?  Bu sistemler zaman zaman kendilerini deniyor ve ayakta tutuyor mu?

Atila Alpöge, Ekogazete, 12.3.2016  /  Kaynak:  Laetitia Van Eeckhout, Le Monde, 2.3.2016 – Renaud Toffier, Le Figaro, 13.3.2015.  [Bu yazıya bloğunuzda ya da sitenizde yer vermek istiyorsanız, yandaki bilgileri de (yazarı ve kaynakları) oldukları gibi taşımayı lütfen unutmayın.]

Reklamlar
Bu yazı Doğal kaynaklar, Ekoloji Politikası, Kentler, Su, Ulaşım içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s