Onlar oy kullanacak, ama faturayı bizler ödeyeceğiz! Mi acaba?

Bu soruyu çok kişi sorup duruyor bugünlerde.  Dünya boyutundaki politik, ekonomik olayları yakından izleyen uzmanlar endişe içinde.  Büyük bir çıkmaza doğru mu ilerliyoruz, diye soruyorlar.  Yukarıda sözünü ettiğimiz “onlar”, Amerikalılar.  Kasım ayında ülkenin yeni başkanını seçecekler.  Günlük gürültünün, patırtının içinde fark edilmiyor belki, ama bu seçim dünyanın geleceğine imza atabilir, deniyor.  Korku verici bir imza.

Konuyu derleyip toparlayalım.  Şu sıralarda ABD’de çeşitli eyaletlerde önseçim yapılıyor.  Adı geçen 7-8 aday arasından iki kişi sıyrılmış durumda:  Demokrat Parti’de Hillary Clinton ve Cumhuriyetçi Parti’de Donald Trump.  Yorumcular “Seçim kampanyasında bu ikisinin birbiriyle kapışacağı artık ortaya çıktı” diyorlar.

Clinton’ın çevre, ekoloji, küresel ısınma konularına sıcak baktığı biliniyor.  Bazı olumlu yaklaşımlardan, iyiniyetli girişimlerden, ılımlı niyetlerden söz ediyor.  Trump öyle değil.  Tam tersi.  Bu konulardaki her şeye karşı çıkıyor.  “Astığım astık, kestiğim kestik!” bir tavırla.  Zaten çoğu konuda dengesiz bir yaklaşım sergiliyor.

TRUMP

Küstah bir kişiliği var.  Ağzı bozuk, terbiyesiz, saldırgan.  Onun bu alışılmadık tavrına tahammül edemeyen Cumhuriyetçi Parti adaylarından biri (Mitt Romney) onu şarlatanlık, bayağılık, sahtekârlıkla suçladı.  Kurduğu sözde üniversitenin aşağılık kalitesinde biri olduğunu söyledi.  (Gerçekten de Trump on yıl önce bir üniversite kurmuş.  Öğrencilerden büyük paralar alıp uyduruk diplomalar vermiş.  Sonunda bu girişim mahkemeye düşmüş.  Davası hâlâ devam ediyor.)

Trump Müslümanları Amerika’dan kovmaktan söz ediyor.  Latin Amerikalılara çatıyor.  Gizlice sınırı geçmesinler diye Meksika hududuna binlerce kilometrelik (Çin Seddi’ne benzer) bir duvar öreceğini haykırıyor.  Bunlar olumsuz nitelikler gibi duruyor, ama gözlemciler mevcut politikacılardan bıkmış olan halkın böylesine dengesiz birini başkan seçebileceğini söylüyor.  (Ekogazete okuyucuları Trump’ı anımsayacaklardır.  3,5 yıl önceki bir yazıda onun İskoçya’daki bir çevre girişimine nasıl saldırdığını anlatmıştık.)

Bunun ötesinde, başka bir terslik daha var.  Cumhuriyetçi Parti Senatoyu da, Meclisi de kontrol etmekte şu anda.  Paris’teki COP21 anlaşmasından sonra sert bir çıkış yaparak bu anlaşma metni önlerine gelirse onaylamayacaklarını belirttiler.  Bu çok önemli, çünkü anlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için metnin ülkelerin yarısında meclislerce kabul edilmesi gerekiyor;  anlaşma ancak o zaman imzalanmış olacak ve uluslararası geçerlilik kazanacak.  Bu seçimlerde Demokrat Parti çoğunluğu ele geçiremezse COP21 havada kalacak, demektir.

Başka bir sıkıntıyı da vurgulayalım.  Obama geçtiğimiz aylar içinde küresel ısınma konusunda önemli girişimler içeren bir politika ve eylem programı yayımladı.  Çevrecileri sevindiren bir atılım oldu bu.  Ancak Cumhuriyetçi Partinin kontrolündeki bazı eyaletler konuyu Anayasa Mahkemesine getirdiler.  Mahkeme, bir ay önce, 4 oya karşı 5 oyla bu politikayı iptal edip geçersiz kıldı.  Ne var ki, oyunu iptal yönünde kullanmış olan bir üye oylamadan hemen sonra öldü.  Obama’nın boşalmış olan bu koltuğa birini tayin etmesi söz konusu.  Cumhuriyetçiler buna şiddetle karşı çıkıp Kasım ayındaki seçimin beklenmesi ve görevlendirmeyi yeni başkanın yapması gerektiğini ileri sürüyorlar.

Cumhuriyetçi Parti’nin gittikçe şiddetlenen ekoloji karşıtı tavrında büyük petrol ve kömür şirketlerinin ve menfaatleri zedelenen çevrelerin aşırı baskısı var.  Sera gazı salımını yok etme girişimlerinin ekonomiyi mahvedeceğini ileri sürüyorlar.  Bu bakımdan söz konusu kavganın boyutu hayli büyük.  ABD tarihinde fazla görülmemiş bir durum yaşanıyor.

Bu seçim sonunda ABD’de ortaya çıkacak yeni tablonun yansımaları önemli olacak.  Uzmanlar iklim değişimi çabaları, sera gazı sınırlamaları, COP21’in çıktıları dünya boyutunda allak bullak olabilir diye endişe ediyorlar.  Bir bakıma Amerikalılar oylarını, belki de farkında olmadan, yeryüzünün geleceği için kullanacaklar.

[Bu yazıda ünlü ekonomist Paul Krugman’ın bir yazısından geniş anlamda yararlandık.  Bir ay önce de onun benzeri bir yazısını yansıtmıştık.]

Atila Alpöge, Ekogazete, 5.3.2016  /  Kaynak:  Paul Krugman, New York Times, 29, 2, 2016.  [Bu yazıya bloğunuzda ya da sitenizde yer vermek istiyorsanız, yandaki bilgileri de (yazarı ve kaynakları) oldukları gibi taşımayı lütfen unutmayın.]

Reklamlar
Bu yazı Ekoloji Politikası, İklim içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s