Ülkeler bağlandılar mı? Yoksa başıboş mu bırakıldılar?

Geçen hafta, Paris’teki iki haftalık zirveden sonra, 195 ülkenin alkışlar içinde “olur” verdiği COP21 anlaşması birkaç bakımdan tartışma kaynağı. Üzerinde durulan soruların başında “bağlayıcılık” kavramı geliyor.  Yani ülkeler olur verdiler, ama tartışmasız, geri dönüşsüz hukuki bir zorunluluğun içine girdiler mi?  Bu hassas nokta belirsiz bırakılmış gibi duruyor.  Bazı hukukçular “Böyle bir olgu yok ortada!” diyorlar.

İfade edilen eleştiri şöyle: “Diyelim, bir ülke anlaşmanın koyduğu esasları uygulamadı.  Ne olacak?  Ortada zorunluluk getiren uluslararası bir mekanizma yok.  Cezalandırıcı bir sistem de söz konusu değil.  Demek ki, keyfe bırakılmış.  Bugün Paris’teki metni alkışlayan bir ülkede, olur a, bir süre sonra iktidar değişse ve yeni yönetim ‘beni bağlamaz’ dese, ne olacak?”

Ortada bazı örnekler de var. 1997’de anlaşması yapılan ve 2005’te yürürlüğe giren Kyoto antlaşmasında yaşananlar akla geliyor.  Üstelik bunda, az buçuk da olsa, bazı zorlayıcı maddeler vardı.  Ne oldu?  ABD antlaşmayı resmen imzalamadı bile.  6 yıl sonra Kanada’da iktidara oturan yeni yönetim antlaşmayı terk ediverdi.  Peşinden de Japonya, Rusya, Avusturalya kapıyı vurup çıktılar.

Buna karşılık metnin çizgisini savunanlar şöyle diyorlar: “Bu metin bir protokol ya da antlaşma değil (yani ‘treaty / traité’ değil).  Bir anlaşma (‘agreement / accord’).  Burada ince bir nokta var.  Antlaşma olsaydı meclislerden geçmesi gerekirdi.  Ama örneğin ABD’de böyle bir yaklaşımın olasılığı yoktu;  çünkü Kongre (fosil yakıtçıların aşırı baskısı altında olan) Cumhuriyetçi Partinin kontrolü altında.  Antlaşmayı onaylamazlardı.  Obama şimdi (Kongreye gitmeden) başkanlık otoritesinin sağladığı yasal araçları kullanarak anlaşmayı yürürlüğe koyabilecek.”

Nitekim geçtiğimiz Cumartesi metnin açıklanması için bir araya gelen delegeler toplantı salonunda 1,5 saat bekleştiler. Çünkü Cumhurbaşkanı Hollande bazı ülkelerin tepedeki yöneticileriyle telefon görüşmeleri yapıp birkaç sorunu çözümlemeye çalışıyordu.  Bu temaslardan birinde Obama’nın isteği yerine getirildi;  metindeki bazı “shall” ifadeleri “should” ifadesine dönüştürülerek.  Yani “yapılacak” gibi bir zorunluluk getiren ifadeler “yapılmalı” ile yumuşatıldı.

Ancak hemen vurgulamak gerekir ki, yepyeni bir mekanizma var gündemde. Bu, MRV diye adlandırılıyor (Monitoring, reporting and verification).  Yani ‘izleme, raporlama ve doğrulama’.  Ülkeler sera gazı salımları konusunda sürekli kontrol yapıp hangi noktada olduklarını belli sürelerle açıklayacaklar.  Bağımsız uluslararası uzmanlar da adı geçen çabaları denetleyecekler.  Bu, uyduruk bir düzen değil.  Avrupa Birliği belli bir zamandan beri MRV’yi bazı alanlarda etken olarak uygulamakta.

Aslında bu çerçeve çok güçlü olabilecek bambaşka bir kavramı gündeme getiriyor. Soykırımına, jenosite gönderme yaparak söyleyelim:  Ekosit.  (Ekogazete bu kavramı 4 yıl önce işlemişti.)  Ekosit şöyle tanımlanıyor:  “Belli bir bölgenin ekosisteminde yaratılan ve bölge halklarının yaşamlarını barış içinde sürdürmelerini tehlikeye sokan aşırı tahribat ve yıkım.”

İngiliz hukukçu Polly Higgins’in başını çektiği bu girişim 5-6 yıldan beri ısrarlı çaba gösteriyor ve Birleşmiş Milletler sisteminin içinde, ekoloji suçlarına eğilecek (Uluslararası Adalet Divanı benzeri) özel bir yargı mekanizması oluşturmaya çalışıyor.  Higgins önemli konumdaki politikacı ve düşünürleri çevresinde toplamış durumda.  Bu tür girişimlerin ancak uzun süreler sonra devreye girebildiğini unutmayalım.  Adalet Divanı’nda böyle olmuştu.

Bu bakımdan COP21 elbette sihirli bir değnek olmadı ve her sorunu çözmedi. Ama insanlığın bu büyük kavgasında çok önemli bir adım attı.  Bıkmadan, usanmadan, yorulmadan kavgayı devam ettirmek gerekiyor.  Böylesine dev sorunlar bir kalemde bitmiyor. Şu anda endüstri çağının sona erişini ve ekoloji çağının doğuşunu yaşıyoruz.  Bundan 150-200 yıl önce endüstri çağı da büyük sıkıntılarla yerini bulmuştu.

Atila Alpöge, Ekogazete, 19.12.2015 /  Kaynak:  Audrey Garric, Le Monde, 14.12.2015. [Bu yazıya bloğunuzda ya da sitenizde yer vermek istiyorsanız, yandaki bilgileri de (yazarı ve kaynakları) oldukları gibi taşımayı lütfen unutmayın.]

 

Reklamlar
Bu yazı Ekoloji Politikası, İklim içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s