Türkiye yapılması gerekeni son dakikada yapmayı başardı

Neydi gereken? Kasım sonunda Paris’te oluşacak ‘iklim değişimi’ zirve toplantısı için ayrıntılı bir politika belgesi hazırlayıp sunmak ve dünya kamuoyuna karşı bazı sorumlulukları üstlenmek. Bunun 30 Martta yapılması gerekiyordu. Önde gelen devletler bunu zamanında yaptı. Türkiye gibi umursamaz davrananlara BM bir ‘son tarih’ verdi: 30 Eylül. Neyse, Türkiye o gün saat 17.40’da belgesini sunmayı becerdi.

Türkiye’nin sunumuna buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Bütün ülkelerin belgelerini bir arada görmek isterseniz şuradan girebilirsiniz resmi siteye.

Bu belgelerin ve Paris toplantısının anlamını kısaca anımsatalım. [Konuyu Ekogazete’nin şu tarihli yazılarında okumuştunuz: 3.4.201517.4.201526.6.20154.9.2015.]

Paris toplantısı çok önemli bir dönüm noktası. Küresel ısınmanın durdurulması için bütün ülkelerin enerjide, ulaşımda, tarımda, atıklarda, vb. yepyeni ve radikal politikalar uygulayıp sera gazı salımını aşırı ölçüde azaltması gerekiyor. En kısa zamanda. Paris toplantısı bu anlamda bağlayıcı bir antlaşma oluşturacak.

Ülkeler sundukları belgelerle kendi taahhütlerini ifade ettiler. Bu çerçeve içinde Türkiye ne demiş? Bunun özeti, sunulan belgede yer alan aşağıdaki şemada görülüyor.

SALIMLAR TÜRKİYE

Yani “Hiçbir önlem almazsam (mavi çizgi) salımlarım 2030’a kadar %173 artmış olur. Ama ben önlem alacağım ve bunu (yeşil çizgi) %116 ile sınırlayacağım.” Başka bir deyişle, ülke sera gazı salmaya (az buçuk sınırlamış olsa da) devam edecek. İki mislinden öteye çıkarak.

Yabancı gözlemciler bu yaklaşımı hayretle karşıladı. Çünkü çoğu ülke olması beklenen politikayı ifade etmişti. Şöyle demişlerdi: “Ben öylesine radikal önlemler alacağım ki, salımlarımı eski seviyenin çok altına çekeceğim.” Türkiye ise “Ben salımlara devam edip durmadan arttıracağım!” diyor.

Aşağıda bazı ülkelerin 2030’da gerçekleştirmeyi taahhüt ettikleri azaltma oranları görülüyor:

  • Amerika Birleşik Devletleri — 2005’deki seviyenin %26 altı.
  • Avrupa Birliği ülkelerinin tamamı — 1990’daki seviyenin %40 altı.
  • Çin — 2005’deki seviyenin %60 altı.
  • Japonya — 2013’deki seviyenin %26 altı.
  • Avustralya — 2005’teki seviyenin %26 altı.
  • Brezilya — 2005’teki seviyenin %37 altı.
  • Kanada — 2005’teki seviyenin %30 altı.
  • Filipinler — 2005’teki seviyenin %70 altı.
  • Rusya — 2005’teki seviyenin %25 altı.
  • Norveç — 1990’daki seviyenin %40 altı.
  • İsviçre — 1990’daki seviyenin %50 altı.
  • Tunus — 2010’daki seviyenin %41 altı.

Acaba Türkiye bu mantığı anlamadı mı? Anlamak mı istemedi?

Ülkemizin Birleşmiş Milletlere sunmuş olduğu belgede neler var? Özetleyelim.

Belge 5 sayfadan oluşuyor. Bunun zaten bir sayfası yukarıdaki şema. Yani kısa bir rapor. Enerji sektörünün sera gazı salımında %70 oranında bir ağırlık taşıdığına işaret eden belge ciddi enerji gereksinimi duyulduğunu belirtiyor. Bu nedenle güneşle rüzgâra enerji kaynağı olarak önem verileceği söylenirken hidroelektriğe yüklenileceği ve nükleer santral yapımına geçileceği belirtiliyor. Ancak yabancı basında ısrarla eleştirilen kömür temelli santral furyasından söz edilmiyor.

Rapor daha sonra endüstri, ulaşım, şehirleşme, tarım, atıklar, ormanlar gibi konularda bazı önlemlere kısacık göndermeler yapıyor. Ancak bunlar seçim beyannamelerindeki yuvarlak sözlere benzeyen genellemelerle geçiştiriliyor.

Raporun en şaşırtıcı yönlerinden biri bu belgenin son yıl içinde yürütülmüş analitik çalışmalarla ve konuyla ilgili kuruluş ve çevrelerle yapılmış çeşitli katılımcı toplantılarla oluştuğunu belirtmesi. Bu katılımcı yaklaşıma acaba hangi kişi ve kuruluşlar katıldı?

Belge, Türkiye’nin sanayileşmiş ve hızla gelişmekte olan 43 ülke arasında yer aldığına işaret etmekle birlikte küresel ısınmayı sınırlandırma çabasında yer alabilmek için maddi ve teknolojik desteğe gereksinim duyduğunu ısrarla vurguluyor. Yani hem sera gazı salımını arttıracağını söylüyor, hem de parasal yardım istiyor. Bu nasıl olacak? Parasal yardımı gelişmekte zorlanan Afrika ve Asya ülkeleri için oluşturmaya çabalayan uluslararası ortam bunu nasıl kabullenecek?

İlginçtir, 6 yıl önce Kopenhag’da toplanan zirvede Cumhurbaşkanı Gül bir konuşma yapmış ve aşağı yukarı aynı temayı kullanmıştı. Cumhurbaşkanlığı sitesinde de yayımlanan konuşmada Türkiye’nin iklim değişimini ciddiye aldığını, ama parasal yardıma gereksinim duyduğunu vurgulamıştı. Demek ki, o günden bugüne ülkenin tavrı değişmemiş.

Atila Alpöge, Ekogazete, 10.10.2015 / Kaynak: UFNCCC sitesi. – Simon Roger, Le Monde, 3.10.2015. [Bu yazıya bloğunuzda ya da sitenizde yer vermek istiyorsanız, yandaki bilgileri de (yazarı ve kaynakları) oldukları gibi taşımayı lütfen unutmayın.]

 

Reklamlar
Bu yazı İklim içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s