Paris zirvesinden ne umuluyor? Ne bulunacak?

7 hafta kaldı büyük toplantıya. “İklim değişimi açısından bir dönüm noktası olabilir bu zirve!” diyenler var. “Acaba?” diye sorgulayanlar da. Ama işin kuşku duyulamayacak tarafı şu ki, bundan önceki zirvelerden hayli farklı bir hava esiyor. Değişik kesimlerden gelen büyük bir gayret göze çarpıyor. Ne de olsa, bu toplantının üreteceği bağlayıcı antlaşma hepimizin geleceğine damga vuracak.

?????????????????????????????????????????????????????????

Olup bitene şöyle bir göz atalım.

Politika belgeleri.  Ülkelerden iklim değişimi konusunda ne yapacakları ve özellikle sera gazı salımlarını nasıl azaltacakları konusunda politika belgeleri istendi. Büyük bir çoğunluk buna yanıt verdi. (Bazıları çok gecikip en son gün, en son dakikada bir şeyler gönderdilerse de.) Bazı belgeler dikkat çekiciydi.

Örneğin, Hindistan’ın sunumu  “Sorunu yaratan değiliz, ama çözümün parçası olmak istiyoruz” diyen Hindistan çok renkli bir belge oluşturmuş. Çoğu ülkenin kuru, ruhsuz, neredeyse baştan savma metnine karşın şiirsel bir ifade göze çarpıyor. Ülkenin ulusal kültüründe geleneksel olarak var olan uyumlu insan-doğa ilişkisine değinen belge Mahatma Gandhi’nin bir sözüne gönderme yapıyor: “Dünyamızda hepimizin gereksinimlerine yetecek kadar kaynak var. Ama açgözlülerin hırslarını doyuracak ölçüde değil bu kaynaklar.”

2030’da elektriğin %40’ını güneş, rüzgâr, dalga gibi temiz güçlerden ve düşük karbonlu kaynaklardan elde etmeyi hedeflediğini belirtiyor Hindistan. Öte yandan, sera gazlarını emsin diye yepyeni orman alanları yaratacağını ifade ediyor.

Ülkenin gösterdiği bu inançlı yaklaşım çok önemli. Ne de olsa Çin’den ve ABD’den sona en büyük kirletici durumunda. Nüfusu patlamış gidiyor. Üstelik iklim değişiminin bedelini çok ağır ödüyor. Aşırı yağışlarla… Mahvolan tarım ürünleriyle… Himalaya buzullarının erimesinden oluşan su baskınlarıyla… Azgın fırtınalarla… Nüfusun beşte biri çok fakir. 300 milyon kişinin elektriği yok.

Başka bir örnek de Brezilya  Cumhurbaşkanı Dilma Rousseff Birleşmiş Milletlerin bir toplantısında yaptığı konuşmada sera gazını radikal biçimde azaltacaklarını söyledi. Ancak konuşmasının en dikkat çekici tarafı, dünyanın akciğeri olarak kabul edilen (ve büyük ölçüde sera gazı emen) Amazon ormanlarına sahip çıkacaklarını belirtmesi oldu. Bu konu büyük eleştiri getiren, kangren hale gelmiş olan bir meseleydi aslında. Çünkü bu güzelim ormanlar yıllardan beri kaçak ağaç kesenlerin (adeta göz yumulan) saldırısı altındaydı. Araştırmacılar son 40 yıl içinde iki Almanya büyüklüğündeki orman alanının yerle bir edilmiş olduğunu söylüyorlar.

Toplu değerlendirme  Ülkelerin sundukları politika belgelerini topluca değerlendiren uzmanlar ürkütücü bir sonuçla karşılaşmışlar. Yaşanabilir bir dünya düzenini muhafaza edebilmek için atmosfer ısınmasının 2C’yi aşmaması gerekiyor. Oysa sunumlardan çıkan sonuç bu değeri 2,7C dolaylarına varacak gibi gösteriyor. Yani büyük felaketlere işaret eden bir göstergeyle karşı karşıya insanlık. Daha büyük, daha fazla çaba göstermek gerekiyor.

Finansman  Paris zirvesinin en kritik konusu gelişmekte olan ülkelerin sera gazı salan sistemlerini dönüştürmelerine ve ekolojik teknolojilere geçmelerine destek olacak bir fon. Konu uzun zamandan beri tartışılıyor. Zengin ülkeler bir ara yılda 100 milyar dolar oluşturmaktan söz etmişlerdi. Ama bu düzeye bir türlü çıkamadılar, yarısında kaldılar. Öte yandan yeniden yapılan hesaplar bu fonun 2030’a kadar her yıl için 150 milyar dolara çıkmasını gerektiriyor. Daha sonraki dönemde de 200-250 milyara. Gelişmiş ülkeler, eylemlerinin sözlerinin çok gerisinde kalmasıyla suçlanıyor. Paris zirvesinin başarısı bu tartışmanın tatlıya bağlanmasına odaklı.

OECD’nin raporu  Tam bu sırada OECD geniş yankı uyandıran bir rapor yayımladı. 60 sayfalık bu belge (Türkiye dahil) gelişmiş ülkelerin fosil yakıtlara nasıl yaklaştığını ele alıyor. Bu ülkeler kömür, petrol, doğalgaz işletimini ve kullanımını çeşitli (kimi zaman üstü kapalı) yollarla sürekli destekliyorlar. Toplam olarak her yıl 200 milyar dolarlık sübvansiyon veriyorlar. Oysa bunun yarısı kadar bir desteğin iklim değişimi girişimlerine ayrılması çok daha fazla verimli olurdu.

Gözlemciler bir yandan iklim değişimi diye haykıran, başkalarını önlem almaya zorlayan gelişmiş ülkelerin içinde bulundukları bu durumu ikiyüzlülükle suçluyorlar.

İşte Paris zirvesine doğru böyle bir ortamda ilerliyoruz.

Atila Alpöge, Ekogazete, 10.10.2015 / Kaynaklar: Larry Elliott, The Guardian, 21.9.2015 – Claire Gatinois ve Simon Roger, Le Monde, 29.9.2015 – Adam Vaughan, The Guardian, 2.10.2015 – Simon Roger, Le Monde, 3.10.2015 – Julien Bouissou, Le Monde, 3.10.2015 – Simon Roger, Le Monde, 9.10.2015. [Bu yazıya bloğunuzda ya da sitenizde yer vermek istiyorsanız, yandaki bilgileri de (yazarı ve kaynakları) oldukları gibi taşımayı lütfen unutmayın.]

Reklamlar
Bu yazı Ekoloji Politikası, Genel Konular, İklim içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s