Türkiye’nin kömüre saldırmasını durdurmada geç mi kalındı?

Bu başlık altında 6 Ağustos tarihli The Guardian’da bir yazı çıktı. 2.200 sözcüklü, uzun, kapsamlı bir yazı. Bunda Türkiye’nin enerji politikasında kömür santrallarına ağırlık verdiği vurgulanıyor. Amerika’dan Çin’e sayısız ülkede kömürün iklim değişimi çabasında düşman ilan edildiği, kömür santrallarının kapatıldığı bir ortamda. Türkiye başka bir dünyada mı yaşıyor? Gelin, bu yazıya bir göz atalım. Özetleyerek.

Ancak şu bilgiyi de aktaralım: The Guardian’daki yazı, gazetenin çevre servisinin başkanı D. Carrington’ın imzasını taşıyor.

Önce kömürlü girişimler hakkında biraz önbilgi verelim; sonra yazıya dönelim. Kahramanmaraş’taki Afşin-Elbistan santralı 1980’lerde işletmeye açılmıştı. Girdisi bölgedeki linyitten geliyordu. Randımanı çok düşük bir linyitti bu; ayrıca aşırı hava kirliliği yaratıyordu: Ama neredeyse hudutsuz miktarda olduğu görülünce projeyi büyütme kararı alındı. “30-40 yıllık kömür var burada.” diye ellerini ovuşturuyordu birileri. İlk santrala “A santralı” etiketi verildi ve “B santralı”nın yapımı 1990’ların sonunda başladı. Santral birkaç yıldan beri üretime geçmiş durumda. Aşağıda bu santralın kaynağı görülüyor.

TÜRKİYE KÖMÜR-1

Bölgede hava korkunç kirli. Devlet hastanelerinden birinin başhekim yardımcısı Dr. Hüseyin Alpaslan “Cehennemde yaşar gibiyim.” diyor. “Yirmi yıl önce ilk santral açıldığında halk bayram etmişti. Büyük bir iş ortamı yaratılacaktı. Binlerce kişi iş bulacak, çalışacak, adeta zengin olacaktı. Önce, bir süre ellerine iyi para geçer gibi oldu. Ama daha sonra ellerinde avuçlarında ne varsa, bunu sağlık sorunlarını çözmek için harcamaya başladılar. Kansere, bronşite, her türlüsüne. Santralın saldığı dumanların neden olduğu hastalıklara. İşin başında fakirdiler. Sonra biraz zenginleşir gibi oldular, ama kısa bir zamanın sonunda fakir öldüler.”

Annesini kanserden yitirmiş olan Yıldırım Biçici kızını örnek gösteriyor ve “Hava kirliliği yüzünden ciğerleri berbat oldu: kronik bronşit. İyi havalarda bile sokağa çıkarmıyoruz.” diyor. Ve ekliyor: “Durmadan bize ‘aman sigara içmeyin’ diyorlar. Ama biz burada sabah akşam bu havayı içiyoruz.” Kömür madeninde çalışan Murat Şahin ise işine son verilince enerji kaynağı olarak güneşe yönelmiş. Madencilerin kaderini alaycı bir havayla, gülümseyerek şöyle ifade ediyor: “Madenci olmanın bir avantajı var. Bizler yaşlılık denen hali hiç görmeyiz.”

İyi güzel de, bu santralları %95 oranında yabancı ülkelerden gelen kömür besliyor. Türkiye’nin kömür madenciliğine saldırısını bu olgu bir ölçüde açıklıyor.

Bu gelişmelere karşı gittikçe büyüyüp güçlenen bir direnme hareketi var. Yerel halkın kendinin oluşturduğu bir direnme. Kimi zaman da hayli başarılı oluyor bu hareket. Maden işçileri bile artık güneş ve rüzgâr enerjisine ağırlık verilmesi gerektiğini savunuyor. Ama hükümetin bunlara verdiği destek çok sınırlı ve yetersiz. Teşvik edici hiç değil. Uzmanlar yönetimin çok kısa vadeli düşündüğünü, “hemen şimdi refah artışı olsun” deyip geleceği boşladığını, oysa temiz kaynaklı enerjilere bugün tanınacak önceliğin belli bir zaman sonra büyük birikim yaratacağını belirtiyorlar. Oysa hükumet politikasının güneş kaynaklı enerji için saptadığı 2023 hedefi yalnızca %5.

Türkiye’nin kömüre dayalı enerjiye odaklı devasa bir planı var. 80 yeni kömür santralı yapmak isteniyor. Kömüre yönlenmiş olan bu saldırı büyüklük bakımından Çin’den ve Hindistan’dan hemen sonra geliyor. Şimdi, Afşin-Elbistan’ı daha da büyütme girişimi burayı dünyanın en büyük kömür kaynaklı santralı yapacak.

Aşağıdaki harita planlanan santrallar hakkında bir fikir veriyor. Turuncu kutular halen faaliyette olanları gösteriyor. Yapımı sürmekte olanlar maviyle gösterilmiş. Planlananlar da beyazlar. (Siyahlar tabii Ankara ve İstanbul.)

TÜRKİYE KÖMÜR-3

Hatırlatalım ki, burada yansıttığımız yaklaşım bütün ülkelerin iklim değişimi konusunda bir araya gelip kesin bir anlaşma oluşturmaya hazırlandıkları bir ortamda, yani Kasım’ın sonunda başlayacak olan Paris zirvesinin hemen öncesinde görülüyor. Ayrıca ekleyelim, bilim dünyası dünyadaki kömür rezervlerinin %80’inin toprak altında kalmaya mahkûm olduğunu vurguluyor.

Bu arada Kasım ayında, Paris zirvesinden hemen önce Türkiye’de G20 zirvesi olacak. Büyük çoğunluğu iklim değişimine odaklanmış ve kömürü devre dışı bırakmaya karar vermiş olan devlet başkanlarının bu toplantısında Türkiye’nin baskı altında kalacağı ve gereksinim duyduğu yabancı finansmanı elde edemeyeceği düşünülebilir.

Şunu da hemen ekleyelim, The Guardian Türkiye Enerji Bakanlığı, Çevre Bakanlığı ve bu projelerin yapımını yüklenmiş firmalardan görüşme ricasında bulundu. Hiçbiri bu isteği kabul etmedi.

Atila Alpöge, Ekogazete, 8.8.2015 / Kaynak: Damian Carrington, The Guardian, 6.8.2015. [Bu yazıya bloğunuzda ya da sitenizde yer vermek istiyorsanız, yandaki bilgileri de (yazarı ve kaynağı) oldukları gibi taşımayı lütfen unutmayın.]

 

Reklamlar
Bu yazı Ekoloji Politikası, Enerji, İklim içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2 Responses to Türkiye’nin kömüre saldırmasını durdurmada geç mi kalındı?

  1. umur gürsoy dedi ki:

    Sevgili Dost,
    Burada, 25 km yakınında yaşadığım ve yazlığımın bulunduğu Hatay-Erzin’de Burnaz Kumsalına bu santrallardan en az 4-5 adedi yapılacak. Bütün hukuk mücadelemize rağmen hukukun, hukuksuzluğun hızına yetişememesi nedeniyle iptal ettirdiğimiz ÇED raporu yerine yenisi alarak yapımını bitirdikleri bir doğalğaz çevrim santralı dışında ÇED başvurusu yapıldığını bildiğimiz en az 4 büyük kömürlü (ithal) santral var. Bunlardan birisinin açtığımız ÇED iptal davası sürüyor. Epeycesinin ise Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunca (EPDK) verilmiş lisanslarını iptal ettirdik. Türkiye’de ilk kez kümülatif etki bir içtihat olarak mahkemelerin elinde olmuş oldu.
    Anlatmak istediğim, bu kömürlü termik santral firmalarından birisinin yabancı ortağının Fransız firması olması. Yöre çevrecileri olarak bizler Hollande’ye hitaben bir açık mektubu yöre çevreciler ve bazı ulusal ve uluslararası örgütler imzalayıp açıkladık. (bkz. https://docs.google.com/document/d/1KufzGbC7p9DOS7W4L53N36_KRiW0VaeU9d2xOmTr_Cc/edit?pli=1)(Nedense ses getirmedi). Daha sonra iki hafta önce yöre çevrecileri, içlerinde TEMA gibi bazı ulusal örgütler ve biz imzacı örgüt temsilcileri Ankara’da Fransız büyük elçiliği ile bir görüşme yaparak bu firmanın desteklenmemesini istedik.
    Yeni haberler ve bu yazı için size çok teşekkür ederek, sevgilerimizle.
    Umur Gürsoy/Osmaniye

  2. Geri bildirim: Hayret! İngiliz gazetesinde Türkçe bir yazı! - Blue Kep

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s