Ekogazete’nin Ağustos-2014 sayısı

Bu sayı gene yüklü.  Bakın neler var!  “Sanatçı dediğiniz böyle olur.  Çin’den bir örnek”  “Keyif verici on haber bir arada!”  “İklim mühendisleri biz de varız, diyorlar ve atmosfere el atmaya başlıyorlar”  “Akdeniz kıyıdaki kumları çekip alıp götürüyor”  “Aşırı sıcak ve şiddetli yağış ortamı devam edip sürecek”  “Denizlerde cıva yüzüyor”  “Aman bu suyu içmeyin, diş fırçalamayın”.

SANATÇI DEDİĞİNİZ BÖYLE OLUR

Cai Guo-Qiang, 1957 doğumlu, Çinli bir sanatçı. Çok ünlü. Dünyanın değişik köşelerinde sergi açıyor. Saygın müzelerde yapıtları var. Şimdilerde New York’ta yaşıyor.

En son sergisi Şangay’da açıldı.  Sergi “Dokuzuncu Dalga” adını taşıyor.  Serginin olduğu binaya adım atar atmaz Dokuzuncu Dalga ile karşılaşıyorsunuz zaten.  Bu hem serginin adı, hem de olaya adını veren yapıtın.

SERGİ-4

Bu, orası burası kırık, boyası kalmamış, döküntü bir balıkçı teknesi.  İçi tıklım tıklım, üst üste değişik hayvanlarla dolu.  Deri kemik kalmış 99 adet yapma hayvan.  Bir çeşit Nuh’un gemisi.  Var olma şansı hemen hemen kalmamış bir dünyadan kaçma telaşındalar.  Bu yerleştirme geçen yıl ülkenin ana ırmaklarından birinde yüzdüğü görülen 16.000 ölü domuza gönderme yapıyor.

Cai doğduğu kasabadan temin ettiği bu tekneyi Çin sahillerinde ve ırmaklarında dolaştırıp halka göstermek istemiş, ama gereken izni alamamış.  Zar zor Şangay’a kadar getirebilmiş.

SERGİ-2

İkinci bir yapıt da çarpıcı etki bırakıyor.  Dev, upuzun bir pano Şangay’ı gösteriyor.  Ama burada insan kalmamış, yok olmuşlar.  Yalnızca hayvanlar ve büyüyüp her yeri kaplamış yabani bitkiler var.  Cai bunda boyaya barut karıştırmış.  Sonra da bunları patlatmış.  Garip, irkiltici bir Şangay çıkmış ortaya.

SERGİ-3

Cai için toplumsal sorunlar çok önemli.  Çalışmalarında bunlara gönderme yapıyor hep.  “Çin’de halk artık çok şeye sahip.  Ama temiz havası yok halkın.  Çevre sorunları çok önemli bu ülkede.” diyor.  Yapıtlarında geleneksel Çin teknik ve biçimlerini özellikle kullanıyor.  İnsanların doğa ile uyum içinde yaşadıkları bir dünyaydı o.  “Eskiden kişiler doğaya saygılıydı.  Şimdi saldırgan oldu insanlar.  Materyalist oldular.  Doğanın kaynaklarını sömürüp kendi bencil keyifleri için para yapma telaşındalar.” diye yakınıyor.

Cai, Mao’nun kültür devrimi döneminin bir genci.  O günleri yaşamış, o dönemden etkilenmiş bir sanatçı.  Kültür devrimi sırasında düzenlenen büyük gösteriler, oluşturulan gösteri patlamaları onda iz bırakmış.  “O günlerde barut hem iyi şeyler için, hem kötü şeyler için çok kullanılırdı.” diyor.  Cai sergisinin açılışında, deniz kıyısında büyük havai fişek gösterileri gerçekleştirdi.  Halkı “Ne oluyor?” diye korkutup sarsan, “Hava kirleniyor!” telaşına düşüren ama dikkati çeken bir girişim.  Daha sonra yaptığı açıklamalarda, bu uzun gösterilerde havayı kirletici madde kullanılmamış olduğunu belirtti.

SERGİ-1

[Atila Alpöge / Yararlanılan kaynak: Jennifer Duggan, The Guardian, 15.8.2014]

ON KEYİFLİ HABER BİR ARADA

Ekolojiyi kendimize dert edince, çevremize umutsuz gözlerle bakar oluyoruz.  Nitekim bu yıl, görülmemiş miktarda karbondioksit birikimi oluştu atmosferde.  Üstüne üstelik hükümetler laf cambazlığıyla yetiniyor ve gerekenleri hâlâ yapmıyor.  Dünyanın orasında burasında iklim değişiminden kaynaklanan ve giderek artan açlıklar, sefaletler, toplu ölümler yaşanıyor.

Ama karamsarlığa gerek yok.  Çünkü umut verici işaretler var artık.  Bazı şeyler giderek değişiyor.  İngiltere’nin saygın gazetesi The Guardian’ın bir yazarı umut verici haberlerden anlamlı bir demet yapmış.  İnsanlığın iklim değişimini kontrol altına alma çabasına ışık tutan on olgu.  Gelin, bunlara bir göz atalım ve keyiflenip geleceğe gülümseyerek bakalım.

BİR  –  Amerika’da Obama nihayet iklim değişimine açıkça tavır aldı.  İlk dönemine seçilirken söz vermiş olduğu halde beş yıl en ufak bir adım bile atmamıştı.  Şimdi sesini yükseltiyor ve kömüre dayalı enerji üretiminin sonunu ilan ediyor.  Öyle ki, başka ülkeleri de zorlamaya hazırlanıyor.  (Ekogazete’de bunun haberini geçen ay vermiştik.  Bu habere ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.)

İKİ  –  Çin kömür temelli elektrik santrallerini hızla kapatmaya başladı.  Ve bu girişimi bir, iki yıl içinde bitirecek.  Aslına bakarsak, Çin elektrik üretiminde en fazla kömür kullanan ülke.  IEA (Uluslararası Enerji Ajansı) bu girişimin sera gazı salımını kısıtlamaya çok büyük katkı yapacağını söylüyor.  En fazla sera gazı salımı yapan iki dev ülkenin bu yeni yaklaşımı gerçekten iyi bir haber.  Sonuçta bizimki gibi ülkeler istemeye istemeye onları izleyecekler ve kömür santralleri inşa etmeyi durduracaklar.

ÜÇ  –  Binalarımıza, evlerimize güneş enerjisi getirmenin maliyeti hızla düşüyor.  Öyle ki, güneşten enerji üretmenin bedeli son beş yılda %60 azalmış.  Bu yüzden, örneğin Avustralya’nın bir eyaletinde (Queensland) kendi elektriğini kendi üreten halk elektriğe para ödemez olmuş.

DÖRT  –  Petrol, kömür, gaz gibi fosil kaynaklarla uğraşan şirketlerin sermayelerinden para çekme hareketi hız kazanıyor.  Örneğin, Ekogazete’nin Temmuz sayısında Dünya Kiliseler Birliği’nin bu yöndeki tavrını okudunuz.

BEŞ  –  95 milyon insanın elektriksiz yaşadığı Bangladeş’te kadınlar güneş enerjisi uzmanı oldular.  Onlara verilen eğitim sayesinde iki milyon ev güneş enerjili elektriğe kavuştu.  Birleşmiş Milletler’e göre iklim değişiminin en büyük kurbanı kadınlar.  Çünkü dünyada iki milyar kadın ısınmak ve yemek yapmak için kömür ve odun kullanıyor.  Bunun yarattığı gazlı, dumanlı, zehirli ortam da adeta kadın katliamı yaratıyor.

ALTI  –  Tükenmez kaynaklı enerji yatırımları aldı başını gidiyor.  Yani güneşe, rüzgâra, denize, dalgalara, akıntıya, suya dayalı enerji üretimi.  Hem yeni teknolojik buluşlar, hem devlet destekleri sayesinde bu alandaki yatırımlar son 10 yılda 5 kat arttı.  Güvenilir bir finans kurumu, önümüzdeki 15 yıl içinde enerji yatırımlarının %66’sı bu alanda olacak, diyor.

YEDİ  –  Son 10 yılda Avrupa’daki konutlar, bir dizi önlem sayesinde elektrik tüketimlerini %15 azalttı.  Bu başarıyı not eden Birleşmiş Milletler gelişmekte olan ülkelerde yürüttüğü eğitim programlarıyla mimarlara, inşaatçılara enerji kullanımı düşük yapı üretimi yöntemlerini aktarıyor.

SEKİZ  –  Endüstri sera gazı salımını kısmanın mümkün olduğunu ve bunun parasal değer yarattığını görmeye başladı.  Amerika’nın en önemli şirketlerinden yarısı aldıkları bir dizi önlemle salımlarını azaltıp tasarruf sağlayabildiklerini gördüler.  Önde gelen finans şirketlerinden biri ‘salımlarınızı azaltırsanız para kazanırsınız’ demeye başladı.

DOKUZ  –  Yeni petrol ve gaz yatakları bulup çıkarmanın maliyeti çok artıyor.  Ünlü firmalar zorlanmaya başladı.  Örneğin, ‘kutuplarda buzullar eriyor, biz de ortaya çıkan yerlerde arama yaparız’ diyen açgözlü şirketler duraksama içinde.

ON  –  Elektrikli otomobil satışları her yıl iki misli artıyor.  Pazar araştırmacıları gelecek yıl bir milyondan fazla elektrikli otomobilin dünya sokaklarında tur atacağını öngörüyor.

[Atila Alpöge / Yararlanılan kaynak:  Karl Mathiesen, The Guardian, 30.7.2014]

İKLİM MÜHENDİSLERİ ‘BİZ DE VARIZ’ DİYORLAR

İnşaat mühendislerini, makine mühendislerini, elektrik mühendislerini biliyorduk.  Şimdi de iklim mühendisleri çıktı sahneye.  İddiaları şöyle:  “Bizler gelişmiş teknolojiyi kullanarak atmosferi keyfimizce biçimlendirip iklim değişimini durdurabiliriz.”  Yani neredeyse, istedikleri zaman yağmur yağdıracaklar, ya da düğmeye basıp hava sıcaklığını azaltacaklar.

Şaka bir yana, artık böyle bir alanda çaba gösteren ve atmosferdeki karbondioksiti azaltacak teknolojiler geliştirmeyi hedefleyen bilim insanları ve teknokratlar var.  Bu uğraşı alanına ‘iklim mühendisliği’ ya da ‘jeomühendislik’ deniyor.

Yürütülen değişik çalışmaların içinde iki ana yaklaşım dikkati çekiyor.  Bunlardan biri atmosfere salınmış olan sera gazlarını yeryüzünde hapsetmek.  Yani bu gazları ağaçlara ya da yosunlara büyük oranda emdirmek.  Ya da gazları toprağın derinliklerine çekip gömmek.

İKLİM MÜHENDİSLİĞİ

İkinci ana yöntem ise, stratosfere (sülfürik asidin tuzu olan) sülfat parçacıkları salmaya dayalı.  Örneğin, resimde de görüldüğü gibi, büyük bir hava balonu denize açılmış bir gemiden havaya, 1 kilometre kadar yüksekliğe salınıyor.  Balonu gemiye bağlayan aslında bir boru;  bir tür hortum.  Bunun yardımıyla havaya 150 litre sülfatlı su damlacıkları püskürtülüyor.  Stratosferde oluşan böyle bir tabaka güneşin ışınlarının yeryüzüne gelişini bir ölçüde sınırlıyor.  Bunu tekrarlayarak atmosferdeki ısınmayı kontrol altına almak planlanıyor.  Başka birileri de “Yeryüzündeki bütün damları özel bir boyayla beyaza boyalım;  güneşin ışınlarını da, sıcaklığını da geri yollayalım diyor.

Geçtiğimiz ay içinde Avustralya’da iklim mühendisliği konulu bir sempozyum toplandı.  Buradaki tartışmalarda bazı bilginler ciddi endişeler ifade ettiler.  Gazları toprağa (nükleer atıkları gömer gibi) gömmenin ya da stratosfere müdahale etmenin etik, politik, toplumsal ve hukuki boyutları olduğunu belirttiler.  Bunları enine boyuna sorgulamadan ve sağlam kurallar oluşturmadan teknolojiye saldırmanın yanlış olduğunu söylediler.  “Özellikle bu yeni yöntemlerin uzun vadede ne gibi sonuçlar vereceğini kesinlikle bilmiyoruz.  Bugün yaşadığımız birçok sıkıntı, geçen yüzyılda ileriyi düşünmeden teknolojiye körü körüne teslim olmanın sonucu.  Adı edilen yeni teknolojik yaklaşımlarla bu hatayı tekrarlayabilir ve gelecek nesillere çok tehlikeli bir miras bırakabiliriz!” dediler.

Ekolojik endişeler insanlığı hem ekonomide, hem de yaşam ve üretim biçimlerinde köklü değişimlere zorluyor.  Oysa ülkelerin politik yapıları bu konularda pasif davranıyor, yapılması gerekenleri ya erteliyor ya da görmezliğe geliyor.  Böyle bir ortamda da teknoloji çevresinde kenetlenmiş ve çıkar birliği kurmuş şirketler ve bilginler yukarıda değindiğimiz çözümleri hızla pazarlıyorlar.  “Öteki yaklaşımlara gerek yok.  Çözüm bizlerde.  Teknoloji tek başına meseleyi halledecek.  Yaşam biçiminizi değiştirmeniz gerekmiyor.  Sera gazı salmaya devam edin.  Çözüm teknolojide!” der gibi.

[Atila Alpöge /  Yararlanılan kaynak:  Graham Readfearn, The Guardian, 31.7.2014]

AKDENİZ, PLAJ KUMLARINI ALIP GÖTÜRÜYOR

Nice beach

Akdeniz’imizin kum düşmanı olduğunu bilmiyorduk.  Aslında bu haberdeki “kum” değil, “çakıl taşı”.  Yer de Fransa’nın ünlü Nice sahili.  Meğerse anlı şanlı Nice’in halka açık kıyılarında “kumsal” yerine “çakılsal” varmış.  Yani incecik kum yerine, ufacık çakıllar.  Ve Akdeniz sürekli olarak bu çakılları dalgalarıyla çekip götürüyormuş.

Öyle ki, denizde yüzenlerin kıyıya ulaşması bir dert oluyormuş.  Buraya gelen turistlerin dediklerine göre denizden çıkabilmek o kadar zormuş ki, dört ayak olmak gerekiyormuş ve ancak emekleyerek kıyıya ulaştıktan sonra ayağa kalkılabiliyormuş.  Bir gazeteye yazı gönderen biri “Karaya çıkmak isterken günün birinde ayağım kırılacak, ya da boğulacağım.  Kıyıda adeta aşılması zor bir duvar var.” diyor.

İyi, güzel de, belediye her sabah çok erken saatte kıyıya buldozer gönderip düzeltme yapıyor.  Boşuna.  Ertesi sabah tekrar çabalamak üzere.  Ne de olsa Akdeniz çakılları çekip götürmeye ısrarla devam ediyor.  Bu arada halk gazetelere gönderdiği mektuplarla ilginç öneriler ileri sürüyor ve katkıda bulunmaya çalışıyor.  Biri, kıyıya denizden çıkanların tutunması için ip sallandırmayı öneriyor.  Bir diğeri “Denizden çıkmak için yürüyen merdiven kuralım!” diyor.  Acaba sevgili Akdeniz bizim kumları da çekip götürmeye başlayacak mı?

[Atila Alpöge /  Yararlanılan kaynak:  Anne Penketh, The Guardian, 3.8.2014]

AŞIRI SICAKLAR VE ŞİDDETLİ YAĞIŞLAR

Neler oluyor?  Durup dururken uzun süren aşırı sıcaklar yaşıyoruz.  Günlerimiz kan ter içinde geçiyor.  İstanbul’da bile hortumlar görmeye başladık.  Çılgın yağışlar bastırıyor, ortalığı seller götürüyor.  Ve İstiklal Caddesi’ni 10-15 santim su basıyor, Üsküdar meydanı göle dönüyor.  Niye?

ÜSKÜDAR'DAN MANZARALAR

Örneğin, Amerika’yı kuraklık kasıp kavuruyor.  İngiltere’de sel krizleri günlük olay oluyor.  Pakistan’da su baskınları evleri ve ekinleri mahvediyor.  2003’te Avrupa’da sıcak hava dalgası 30.000 kişinin ölümüne neden oluyor.  2010’da da Rusya’da 50.000 kişi.  Eski yıllara kıyasla şiddeti artmış olan bu olaylar dizisi niye?

Almanya’daki saygın bir araştırma kurumu (Potsdam Institute for Climate Impact Research) bu sorunun üzerine eğilmiş.  Yürütülen kapsamlı araştırma Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi’nin (PNAS) dergisinde yayımlanmış.  Araştırma son 35 yıl içinde bütün dünyada toplanmış olan meteoroloji bilgilerini değerlendirmiş.  Bulguları şöyle özetlemek mümkün:

Ekvator bölgesinin aşırı sıcaklığıyla kutupların aşırı soğukluğu birinden ötekine kıvrıla kıvrıla gidip gelen çok kuvvetli hava akımları doğuruyordu.  Bu da atmosferin yüksek kademelerinde sürekli bir hareket yaratıyordu.  Ancak küresel ısınma sonucu kutuplar hızla ısınır oldu ve eski ısı farkı azaldı.  Böyle olanca da kutuplarla ekvator arasındaki sürekli akım yavaşladı, gücünü yitirdi.

Atmosferin üst kademelerindeki bu durgunlaşma daha aşağıdaki bölgelerin üstünde adeta kımıldamayan bir örtü oluşturuyor.  Alttaki hava hareketlerini bloke edip kilitleyen örtüler.  Bunlar oldukları bölgede uzun süre çöküp kalıyorlar.  Sonuçta aşırı atmosfer olayları tetikleniyor, günlerce sürüp giden sıcaklar, bitmek bilmez şiddetli yağışlar yaşanıyor.

Bundan alacağımız ders ne?  Küresel ısınma arttıkça ekvatorla kutuplar arasındaki hareket de iyice yavaşlayacak.  Bu yüzden yeryüzüne yakın kesimlerdeki atmosfer iyice kilitlenecek.  Sonuçta meteorolojik olayların süresi de, şiddeti de giderek artacak.  Yani daha fazla nefes alınmayan sıcak günler ve birden boşanan, bitmek bilmeyen yağmurlar, fırtınalar, hortumlar görünüyor ufakta.

[Atila Alpoge /  Yararlanılan kaynak:  Damian Carrington, The Guardian, 11.8.2014]

DENİZLERDE CIVA YÜZÜYOR

Cıva, malum, gümüş renkli bir ağır metal.  Zehirli bir madde.  Normal sıcaklıkta sıvı halinde duruyor.  Ama ısınmayla birlikte çarçabuk oluşan cıva buharı aşırı zehirli.  Bazı mikroorganizmalar cıvayı çok tehlikeli bir madde olan metil cıvaya dönüştürüyor.  Bu da besin zincirinde kolayca birikebiliyor.  Değişik yollardan insan bedenine ulaşınca sinir sisteminde kalıcı zararlar yaratıyor;  giderek gelişmeyi tahrip ediyor.  Bu tehlikelerden endişe duyan 130 ülke 2013’te cıva kullanımını sınırlayan bir antlaşma imzaladılar.  Örneğin, artık ısıölçerlerde kullanılmıyor.

Yeryüzünde görülen cıvanın iki kaynağı var.  Biri doğal.  Örneğin volkanlar toprak altında hapis kalmış cıvayı atmosfere salıyorlar.  İkinci kaynak ise insan yapısı.  Atmosferdeki cıvanın %60’ı kömürle çalışan elektrik santrallarından geliyor.

Konunun en önemli boyutu atmosferdeki cıvanın denizler tarafından emilmesi.  Amerikalı, Fransız ve Hollandalı bilginlerden oluşan bir ekip denizlerdeki birikmeyi incelemişler.  8 yıl boyunca süren ve yerkürenin değişik denizlerini tarayan araştırmanın sonuçları 7 Ağustos’ta Nature dergisinde yayımlandı.  (Buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz makaleye.)

Bilginlerin yaptığı saptamalar hayli rahatsız edici.  Denizlerin 1.000 metre derinliğine kadar inen üst sularında gittikçe artan cıva birikmesi var.  Bunun miktarı son 150 yıl içinde üç katına çıkmış.  Hepsi de insan kaynaklı.  Özellikle Atlantik Okyanusu’nun kuzey bölümünde (yani ABD ile Avrupa arasında kalan kesimde) aşırı bir yoğunluk var.

Sonuçta bu birikim bizlere ulaşıyor, bedenlerimizde depolanıyor.  Çünkü yediğimiz balıklar ve deniz mahsulleri sözünü ettiğimiz kesimde yaşıyorlar ve metil cıvaya dönüşmüş olan cıvayı istemeyerek sindiriyorlar.  Özellikle tonbalığı ve kılıçbalığı gibi balıklarda önemli birikim oluşuyor.

[Atila Alpöge /  Yararlanılan kaynak:  Pierre Le Hir, Le Monde, 9.8.2014]

“AMAN BU SUYU İÇMEYİN, DİŞ FIRÇALAMAYIN”

Amerika’dayız.  400.000 nüfuslu Toledo’da.  Bu kent Marmara Denizi’nin iki katı olan Erie gölünün kenarında.  Belediye telaş içinde bir duyuru yaptı:  “Size sunduğumuz musluk suyunu sakın içmeyin.  Bununla sakın dişlerinizi fırçalamayın!  Ev hayvanlarınıza bu suyu vermeyin!”

Aslında belediye, suyu gölden çekip alıyor ve çeşitli süreçlerden geçirip tertemiz yapıyor ve halka sunuyor.  Öyle ki, isteyen bu suyu gönül rahatlığıyla içebiliyor.  Ancak son günlerin analizleri kötü bir haber getirdi.  Suda beklenmedik bir madde çıkmıştı ortaya:  toksin.  Toksinler, mikroorganizmaların salgıladığı zehirli maddeler.  Böylesine kirlenmiş bir su sindirim sistemine girerse kusma, isilik yaratıyor, ishal yapıyor, başka sıkıntılara da kaynak oluyor. Belediye “Bu suyu kaynatıp da temizledik demeyin.  Çünkü bu işlem toksinleri öldürmez, tersine yoğunlaştırıp daha da tehlikeli kılar!“ dedi.  “Ama banyo yapabilirsiniz.”

Tabii panik!  Halk marketlere saldırdı, şişe suyu satın alıp depolamaya başladı.  Öyle ki, belediye satılacak şişe adedine kısıtlama getirmeye yöneldi.

Toledo Water Problems

Aslında gölün kıyısına yerleşmiş sayısız yerleşimde 11 milyon kişi yaşıyor.  Her belediye göl suyunu çekip alıyor ve titizce, hassas yöntemlerle temizliyor.  Bölgedeki su gereksinimi böyle karşılanıyor.  Peki, Toledo’yu ne vurdu?  Niye yalnızca orayı?

Bilim kurumları parmakla gölde oluşan yosunları gösteriyor.  Burada zaman zaman İstanbul ili büyüklüğündeki bir alanı kaplayan yosun örtüleri oluşuyor.  Nedeni endüstriyel tarımda kullanılan gübrelerin göl suyuna karışması ve kanalizasyon temizleme tesislerinden göle salınan sular.  Bunlarda fosfor var.  Yosunlar da fosfordan toksin üretiyorlar.  Hele sıcak yaz günlerinde bunların üretimi katlanıyor.  Şiddetli yağışlarda ise tarım alanlarındaki fosfor daha çok oranda göle karışıyor.

Yapılan araştırmalar göstermiş ki, bu süreçte iklim değişiminin kesin etkisi var.  Ayrıca yüzen gezen yosunların bu yaz, akıntıların etkisiyle Toledo dolaylarına yığıldıkları da saptanmış.

[Atila Alpöge / Yararlanılan kaynak:  The Guardian, 2.8.2014 – Suzanne Goldenberg, The Guardian, 3.8.2014]

BİR AÇIKLAMA – Ekogazete’nin yaz tatili bitti. Önümüzdeki 6 Eylül Cumartesi sabahı gazeteniz, her hafta olduğu gibi, size ulaşıp kapınızı çalacak. Sevgiler. İyi günler.

Reklamlar
Bu yazı Denizler - Irmaklar, Ekoloji Politikası, Genel Konular, Sağlık - Beslenme, Su, Tarım, Teknoloji, İklim içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s