Haziran 2014’ten yansımalar

Biliyorsunuz, Haziran’da Ekogazete tatile çıktı.  Ama doğa tatil yapmadı, yapamadı.  Gözü dönmüş çıkar grupları doğanın zenginliklerine saldırmayı sürdürdüler.  Endişelenmeyelim, çünkü bunlarla boğuşan güzel insanlar seslerini yükseltip direnmeye devam ettiler.  Onlara da tatil yok.  Haziran ayı bu konuda yüklü bir gündem sundu.  Gelin, olup bitenlere kısaca göz atalım ve bunlar günlük yaşantımızı nasıl etkileyecek, bir bakalım.

KÖMÜRCÜLERE KÖMÜR KADAR KARA BİR HABER

Çoluk çocuk çalıştırıp madencilik yapanlar…  Soma’daki gibi, geliyorum diyen kazalara göz yumanlar…  Kömür yakıp elektrik üretenler…  Bütün bunların sonu geliyor, yavaş yavaş.  Çok boyutlu politik bir oyunun içindeyiz.

ABD’den önemli bir açıklama geldi.  Orada karbondioksit salımı, 2030’a kadar, yüzde 30 oranında azaltılacak.  Bu politika kararının bizleri bile ilgilendiren uzantıları var.  Şöyle:

Amerika, Çin’le birlikte, dünyanın en büyük CO2 salımcısı.  Bunun %40’ı elektrik santrallarından geliyor.  Ülkede 1.000 kadar santral var.  Çoğu en yoğun CO2 kaynağı olan kömürle çalışıyor.  Bilimsel veriler bu tür kullanıma dur denilmezse, bu gazın 2030’da 4-5 bin kişinin erken ölümüne ve 150 bin çocuğun astım belası çekmesine neden olacağını belirtiyor.  ABD yeni kararıyla kömür kullanımını durdurmaya ve santrallarında temiz kaynaklı enerjiye geçmeye başlıyor.

Tabii, kömür lobisi bu kararı büyük gürültüyle karşıladı.  “Santraller kapanacak!  Elektrik sıkıntısı yaşanacak!  İşsizlik artacak!  Elektrik daha pahalı olacak!” yaygaraları patladı.  Konuyu yargıya götürme girişimleri başladı.  Bu gürültüye bazı bilim insanları da katıldı.  Onların dediği şu:  ABD’nin tek başına radikal boyutta sera gazı kısıtlaması yapması fazla bir şey değiştirmeyecek.  Evet, aslında bu görüş geçerli;  bilimsel modeller bunu destekliyor.  Dünya çapında iyileştirme isteniyorsa bütün ülkelerin bu politikayı uygulaması gerekiyor.

Aşağıdaki şemada görüldüğü gibi.  Bunda üç olasılık sergileniyor.  (1) Sera gazı salımı kısıtlanmazsa.  (2) Yalnızca ABD tek başına kısıtlama yaparsa.  (3) Eksiksiz bütün ülkelerin kısıtlama yapması zorlanırsa…  Bu şıklarda, atmosferde 1850’ye göre kaç derecelik bir sıcaklık artışı olur?

SICAKLIK ARTIŞI

Not edelim ki, bilim dünyası 2 dereceden fazla artışın aşırı yaşamsal tehlike yarattığını yıllardır söyleyip duruyor.

Bütün bunlardan çıkarılacak derse gelelim.  Batı dünyası (ABD ve Avrupa) bir meydan savaşına hazırlanıyor.  2015’te Paris’te iklim konulu büyük bir zirve var.  Bilginler bu toplantının dünyanın geleceğini kurtarma bakımından son şans noktası olacağına işaret ediyorlar.  Zirvede bütün ülkeleri bağlayıcı ortak kararların alınması hedefleniyor.  Bunlardan biri dünya çapında karbondioksit sınırlaması olacak.  Her ülkenin kaçamaksız uygulayacağı bir karar.  ABD yukarıda anlattığımız girişimle bu toplantının ön hazırlığını yapıyor bugünlerde.  “Bakın, biz uygulamaya başladık.  Sizler de başlayacaksınız.  Kömürü toprak altında olduğu gibi bırakacaksınız.” demek anlamında.  Baskı yapmak için.  Herkesi bastıra bastıra zorlamak için.

Bu senaryoyu fark eden Çin, zorda kalmamak için, kollarını sıvadı bile;  bir dizi önlem almakta.  Bakalım bizimki gibi ülkeler ve onların politikacılarıyla kömürcüleri ne yapacak?  [Kaynaklar:  Suzanne Goldenberg, The Guardian, 29.5.2014 – Laurence  Caramel, Le Monde, 4.6.2014 – Eli Kintish, Science, 6.6.2014]

ÇEVRE BİLİNCİ VE SUÇLULUK DUYGUSU

Çevresever olmak, ekoloji konusunda duyarlılık taşımak zor bir meslek.  Yolda yürürken adım attığınız zaman bile, “Acaba yanlış bir şey mi yaptım?  Çevreye zarar mı verdim?  Ekolojik kabahat mi işledim?” telaşı yaşıyorsunuz.  Şimdi bu satırları okuyorsunuz ya, sizler de bu cenderenin içindesiniz.  Buyurun, işte bir kanıtı.

Yaz ortamındayız ya!  Aşırı sıcaklar bastırıyor ya!  [Ekogazete El Nino geliyor, canımıza okuyacak diye uyarmıştı iki ay önce.]  Tabii, klimaları furya ediyoruz.  Bilim insanları bu eylem hava sıcaklığını daha da arttırıyor, diyor.  Araştırmacılara göre kentlerin içi, kent dışındaki alanlara göre, genelde, 5 derece daha sıcak oluyor.  Nedenler çeşitli:  kalabalık, otomobil trafiği, aydınlatma ve benzerleri.

İyi, güzel de, geceleri herkes “Aman, hava çok sıcak.  Uyuyabilmek için klimayı çalıştıralım!” dediği zaman (araştırmalar saptamış) sıcaklık 1 derece daha artıyor.  Daha çok elektrik kullanılıyor ve daha çok klima çalıştırmak gerekiyor.  Bir kısır döngü.  [Kaynak: Tim Radford, The Guardian, 9.6.2014]

BÜTÜN BUNLAR “DIŞ MİHRAKLI” NUMARALAR

Ülkemizde bu tür söyleme alışmıştık.  Yıllardan beri.  Toplumdan o konuda, bu konuda bazı itirazlar yükseldiği zaman hükümetler hep “Bunlar dış mihraklı” dediler.  Yani, “yabancı devletler ve yabancı gruplar numara çeviriyorlar, içimizde sorun yaratıyorlar” demeye getirdiler.  Bunu (en son örnek) “Gezi” için de söylediler.  Çok iyi anımsıyoruz, yıllar önce nükleer santral konusu gündeme geldiğinde itiraz edenlere karşı, aynı söylem ileri sürülmüştü.  “Bu itirazı yapanlar yabancılardan para alan vatan hainleri!” denmişti.

Bu düzeysiz suçlamayı şimdi Hindistan’da da görüyoruz.  Orada hükümet değişikliği oldu.  Sağcı bir iktidar yönetime gelince, gizli servisler hemen bir rapor koydular önüne.  Bunda örgütlü toplum kuruluşlarının yabancı kaynaklı oldukları ve bir takım yerlerden para alıp finanse edildikleri ileri sürüldü.  Yani Hindistan’ın gelişmesi, sinsi bir biçimde, frenlenmek isteniyor denildi.

Tabii, en önemli çevreci girişimler hedef noktasında.  Örneğin Greenpeace, Amnesty International, ActionAid ya da Survival International. Yapacak tek şey, gülüp geçmek. [Kaynak: Frédéric Bobin, Le Monde, 24.6.2014]

BUNU İLLE DE YİYECEKSİN KAVGASINDA YENİ GELİŞME

Avrupa Birliği yakın zamanlara kadar kapısını, genetiği değiştirilmiş organizmalara (GDO) ardına kadar açma niyetindeydi.  “Küresel boyutlu şirketler gelsinler, tarımsal ürünlere beğendikleri gibi müdahale etsinler” der gibiydi.  Ama değişik ülkelerdeki örgütlü toplum kuruluşları bu sorumsuzluğa karşı örgütlenmişlerdi.  Çabaları sonunda, ufak da olsa, belli bir zafer kazanıldı.  AB, GDO taraftarı bir politikayı ite kaka zorlama yerine ülkeleri serbest bıraktı.

Fransa, Avusturya ve Macaristan (çevreci grupların sürekli baskısı sonucu) GDO’yu yasaklamayı savunuyordu.  İngiltere ile İspanya “Bırakın, GDO yaşamımıza girsin!” diyordu.  Ve bu kavga yıllardan beri sürüyordu.  Örneğin, İspanya ve Portekiz’de Monsanto adlı şirketin ürettiği mısırın sınırları geçmesi AB çapında büyük sorun oluyordu.  Milyonlarca insanın karşısındaki çıkmaz da AB’deki bürokratların nasıl ve niye “Tamam!” dediği bilinmeyen GDO’lu besinleri yeme durumunda kalmasıydı.  Şimdi ülkeler AB’nin tepeden inme direktifleri yerine bu konuyu kendi içlerinde çözümleyecekler.  Bir soru:  Acaba bizler neler yiyoruz?  [Kaynak:  Başyazı, Le Monde, 14.6.2014]

NE YEDİĞİMİZİ BİLİYOR MUYUZ?

Şeker var mı?  Tuz var mı?  Varsa ne kadar var?  Kimyasal madde var mı?  Varsa ne var?  Biliyor muyuz?  Bildiğimizi sanıyor muyuz?  Çoğumuz “Efendim, marketten satın aldığımız kutuların üstünde içindekiler yazıyor ya!” diyor.  Doğrudur da, kim bakıyor onlara?  Kim inceliyor onları?  Baksak da anlıyor muyuz, karınca duası gibi o yazıların ne anlama geldiğini?

Fransa’da yönetim bir girişim planladı.  Yiyecek ambalajlarının ve kutularının üstüne besin kalitesini belirleyen özel bir etiket konulacak.  Bunlarda dört ayrı kalite, beş ayrı renkle belirtilecek.  Kaliteler şunlar:  enerji miktarı / şeker miktarı / yağ miktarı / tuz miktarı.  Bunların her birini vurgulayan renkler ise yeşilden (“çok iyi”) başlıyor ve sarı, pembe, mor ve kırmızıya (“çok kötü”) gidiyor.  Bundan ötesi müşterinin karar ve seçimine bırakılmış durumda.  Tüketici isterse, besleme kalitesi en düşük, her türlü musibete kapı açan bol şekerli ya da tuzlu yiyeceğe kendi karar versin.  Yiyerek intihar etmek istiyorsa bildiğini yapsın.

Hiç kuşkunuz olmasın, besin endüstrisi hemen ayaklandı.  “Böyle şey olur mu!” gibilerden.  Ne gibi karşı önerilerin geldiğini düşünmek kolay:  “Bırakın, insanlar yiyeceklerinin etiketiyle uğraşacağına sokağa çıksınlar, koşsunlar, egzersiz yapsınlar.”  [Kaynak:  Pascale Santi, Le Monde, 18.6.2014]

Şimdilik hoşça kalın.  Temmuzun son Cuma günü yeniden görüşmek üzere.

Atila Alpöge

 

 

Reklamlar
Bu yazı Ekoloji Politikası, Genel Konular, Sağlık - Beslenme, Yenilenir enerji, İklim içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s