Faturayı siz ödeyeceksiniz! Biz değil!

Masanın üstünde duruyor kocaman bir fatura.  Yeni faturalar da peşi peşine geliyor.  Birileri “Haydi bayanlar, baylar, şu faturaları bölüşüp ödeyelim.” diyor.  Ötekiler ise “Yok öyle şey!” diye yanıtlıyor.  “Sizler bu masada patlayıncaya kadar tıkındınız.  Bizi de uzaklardan seyirci kıldınız, bela içinde bıraktınız.  Ödemek size düşer.”  Bu çatışma, iklim değişimi görüşmelerinin ana meselesi olmaya devam ediyor.

Fatura meselesinin içyüzünü açıklayalım.  İklim değişimi insan etkinliklerinin sonucu mu?  ‘İnkârcılar’ın “Hayır!” diye haykırmasına karşın, bunun böyle olduğu artık bilimsel bir gerçek.  Peki, kimin eseri bu?  Bu değişimi kimler yarattı?  Tabii ki, Batı dünyası!  Yeryüzünün her köşesine el koymakla, diğer halkların doğal kaynaklarını kapışmakla ve bunları işlemede yaratılan ekonomik sistemle…  Bugün yaşanan sorunun patronu yalnızca Batı dünyası.

Uluslararası toplantılarda ortak kararlar oluşturulmak istendiği zaman şöyle bir sahne çıkıyor ortaya.  Batı “Bu, dünyamızın ortak sorunu.  Elbirliği yapmamız, herkesin uyacağı ortak sınırlamalara imza atmamız gerekir.” diyor.  Öteki ülkeler ise şöyle yanıtlıyor:  “Bu durumu siz yarattınız.  Kendi gelişmenizi oluştururken buna neden oldunuz.  Sorumlusunuz.  Bunun bedelini ödeyeceksiniz.”  Buna karşı Batı ‘böyle olacağını bilemezdik ki’ bahanesini ileri sürüyor.

İKLİM DEĞİŞİMİ-1

Üstelik kullandığı ‘birlikte hareket etmek, ortak kurallara uymak’ teziyle “Sizler bizim gibi yaktı-yıktı politikasıyla gelişmeyin.” demeye getiriyor Batı.  Yani “Bizim gittiğimiz yoldan gitmeyin.  Dolayısıyla gelişmenizi ve kalkınmanızı frenleyin.”

Buna karşı diğer ülkelerin talebi hazır:  “Öyleyse bizim ‘ekoloji boyutlu kalkınma’ yaratmamıza destek olacak büyük boyutlu fonlar, sistemler ve mekanizmalar oluşturun.  Bunun kaynaklarını yaratın.  Böylece insanlığa olan borcunuzu, bekleyen faturaları ödemiş olursunuz.”

İşte o zaman gürültü kopuyor ve Batı şiddetle direniyor ve dilenciye sadaka verir gibi ufak yardımlarla yetinmeye çalışıyor.  Nitekim Varşova’daki toplantının son günlerinde gene “dilenciye ver” oyunu ileri sürüldüğü zaman 137 gelişmekte olan ülke toplantıyı derhal terk etti.

Uluslararası ortamda politik pazarlıklar ve itişmeler sürüp giderken yepyeni bir kapının açılmakta olduğu da gözleniyor.  Politik ortamın hemen yanında bir de hukuk ortamı ortaya çıkmaya başlıyor.  Örneğin, iki yıl önce ‘ekosit’ kavramı gündeme geldi:  “Belli bir bölgenin ekosisteminde yaratılan ve bölge halklarının yaşamlarını barış içinde sürdürmelerini tehlikeye sokan aşırı ekolojik tahribat ve yıkım.”  İngiliz hukukçu Polly Higgins’in başını çektiği bir hareket ekositi Birleşmiş Milletler’in önüne getirme yolunda büyük çaba gösteriyor.  Birleşmiş Milletler’den bu çizgide bir karar çıkarsa konunun muhatabı Uluslararası Adalet Divanı olacak.  Büyük çaplı kirletmeye ve tahribe neden olan kişi ve devletler kütlesel cinayet suçlamasıyla sorumlu tutulacak.  [Ekogazete, 10.10.2011]

Gene iki yıl önce Alman hukukçu Christoph Schwarte, Londra’da yayımladığı bir yazıda iklim değişiminden zarar gören ülkelerin büyük miktarda karbon dioksit salan ülkelere karşı dava açabileceklerini ileri sürdü.  Schwarte, bunun için gereken araçların uluslararası hukukta bulunduğunu ifade etti.  [Ekogazete, 6.8.2011]

Geçenlerde ise Pasifik Okyanus’unun yükselen suları altında kalma durumundaki sayısız ada topluca kolları sıvadı ve yaşadıkları kayıplardan dolayı gelişmiş ülkeleri mahkemeye verebileceklerini söyledi.  En azından Uluslararası Adalet Divanı’nın görüşünü sorabileceklerini.

Modern çağın endüstrileşme atılımında ilk tetiği çekmiş olan İngiltere, Almanya ve Belçika’nın pat diye yargı karşısına getirileceği günler uzak değil.  Peşinden başka ülkeler de sıraya dizilecek tabii.  Uzmanlar “Önümüzdeki 5-10 yıl içinde bunun gerçekleştiğini göreceğiz.” diyorlar.

Büyük devletlerin veto hakkı olan Birleşmiş Milletler’de bunu gerçekleştirmek belki biraz zor, ama başka bir kurum var:  Hamburg’daki Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi.  Ada ülkeleri kolaylıkla ve hiç beklemeden dosyalarını bu adrese gönderebilirler.

Atila Alpöge /  Yararlanılan kaynak:  Chris Huhne, The Guardian, 29.12.2013

Reklamlar
Bu yazı Ekoloji Politikası, Genel Konular, İklim içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s