Hani küresel ısınma vardı?

Kim kimi kandırıyor?  Bilim insanları tutmuşlar, “Efendim, hava durmadan ısınıyor…  Isınma 15 yıl içinde 2 dereceyi geçerse felaket olacak…  Millet açlıktan birbirini yiyecek…” diye söylenip duruyorlar.  Peki, Kuzey Amerika’da neler oluyor öyleyse?  Görülmedik bir soğuk dalgası ortalığı kasıp kavuruyor mu?  Termometreler -30’u, hatta -50’yi gösteriyor mu?  Koca Niagara şelalesi donmadı mı?  Aşağıdaki resimde görüldüğü gibi!

606x388_niagara-falls-0901-606

Bu sorular elbette akla geliyor ve insan elbette küresel ısınma kavramına kuşkuyla bakıyor.  Isınma diyorlar, oysa insanlar soğuktan kırılıyor.  Sözlerle olguların birbirine ters düştüğü bu ortamda, nedir olup biten?  Birileri bizlere oyun mu oynuyor?  Bir numara mı dönüyor ortalıkta?  Küresel ısınmayı ısrarla ve toptan inkâr edenler haklı mı acaba?

Bu kargaşanın kaynağına inmek için 40 yıl önceye dönmek gerekiyor.  Yıl 1975.  Columbia Üniversitesi’nin ünlü bilgini Wallace Broecker “Science” dergisinde bir yazı yayımlıyor.  Yazının başlığı şöyle:  “Aşırı bir küresel ısınmanın eşiğinde miyiz?”  İşte, damga vurulmuştur artık.  ‘Küresel ısınma’ sözü yapışıp kalmıştır.  Muhterem bilgin başka sözler de kullanabilirdi.  Örneğin, ‘kriz’ diyebilirdi, ‘düzensizlik’ diyebilirdi.  Hatta ‘vahşileşip raydan çıkma’ bile diyebilirdi.

Birkaç yıl önce, bu kez başka bir profesör (saygın üniversitelerde ders vermiş, Clinton ile Obama’nın bilim ve teknoloji başdanışmanlığını yapmış) John Holdren şöyle bir değerlendirme getirdi:  “Böyle demek, adım adım, damla damla, usul usul ilerleyen bir gelişme getiriyor akla.  Oysa konu hiç de böyle değil.  Bu nedenle, bazılarımız olayı tanımlamak için ‘atmosfer kanseri’nden söz ediyoruz artık.  Evet, bir kanserden.”

İşte böylece, ‘küresel ısınma’ deyiminin kafalarımızda yarattığı kavram bir çarpıtmaya neden oluyor.  Bu nedenle de “Ah, hava ısındı!  Ah, hava soğudu!” söylemleri içinde hapis kalıyoruz.  Oysa bu kanserin yarattığı denizlerin yükselmesi ve asitleşmesi, beklenmedik büyük orman yangınlarının patlak vermesi, aşırı yağmurların boşalması, kontrol edilemez sel baskınlarının belirmesi, tayfun ve siklonların patlaması gibi olayları temeldeki konuyla ilişkilendirmekte zorlanıyoruz.  Başka bir deyişle “sistem olayı”nı gözden kaçırıyor, ayrı ayrı konularmış gibi bütünü ve bunun değişik boyutlarını bir arada göremiyoruz.

Hatta ‘ısınma’ kavramına odaklanmış olmak inkârcıların işine yarıyor;  onlara “Bakın ısındı diyordunuz, soğudu.  Yani bunlar sürekliliği olmayan gelip geçici olaylar.” deme fırsatını veriyor.  Bizim Türkçemizde bir süreci, oluşumu ve sürekliliği ifade eden “iklim değişimi” demek yerine gelip geçiciliği anımsatan, ‘bir öyle, bir böyle’ mesajını taşıyan “iklim değişikliği” demek gibi.

Kısacası, karşımızda “hava ısındıydı, mısındıydı”nın ötesinde bir “kanser” olayı var.

Atila Alpöge /  Yararlanılan kaynak:  Stéphane Foucart, Le Monde, 10.1.2014

Reklamlar
Bu yazı Genel Konular, İklim içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

One Response to Hani küresel ısınma vardı?

  1. Geri bildirim: “İklim kanseri”nin gerçek yüzü: soğuk ve sıcak | Dağ Medya

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s