Hem burjuva, hem romantik, hem de faşist

[Yazar böyle giriyor konuya.  “Doğayı sevdiğim için bana böyle diyorlar.  Planeti savunanlar şiddetlenen bir saldırıyla karşı karşıya.  Paranın gücüne direnmenin bedelini ödüyoruz.”  The Guardian’daki yazısında George Monbiot örnekler vererek devam ediyor.]  Muhafazakâr Parti’nin enerji bakanı güneydoğu Asya’daki ormanları (orangutanları, kaplanları ve sayısız özgün hayvan türleriyle) yok edip bioyakıt üretmeye karşı çıkmayı “burjuva tavrı” olarak nitelemişti.

Bu yetmiyormuş gibi, The Guardian’ın (düşünün, bu gazetenin bile) bir yazarı, doğa sevgisinden söz edip, her şeyi bu açıdan değerlendirenleri burjuva ve züppe olarak etiketledi.  Örneğin, ona göre bir takım zararlı böcek ya da bitkilerin uzak diyarlardan ülkeye sızıp yerel bitkisel kültürleri bozmasından yakınmak gizli kalmış faşist bir duygunun belirtisidir.  Bu tavırla, Afrikalıların, Arapların ülkeye sığınmacı olarak gelmesine tepki gösteren aşırı sağcı grupların söylemi arasında fark yoktur.

Bu saldırıya bir örnekle yanıt verelim.  Şimdi ortalıkta tarihi binalardaki ahşap kesimleri kemiren ve yaygın bir sorun haline dönüşen bir mantar var.  Bu bize çok uzaklardan geldi.  Ta Himalayalar’dan.  Oralardan kesilip getirtilen ahşaplarla İngiltere’ye girdi ve bu mantar şimdi oraya buraya atlayıp etrafa yayılıyor.  Korumacıların bu konuda ifade ettikleri tasayı ve giriştikleri çabayı neo-faşizm diye adlandırmak için deli olmak gerekir.  Ne yani?  Olayın üzerine gidilmeyecek de, kültürel mirasın yok olmasına göz mü yumulacak?

Bu ve benzeri durumlarda kültürel ya da politik bir tavır yok ki!  Bilimsel olgularla karşı karşıyayız.  Öyleyse bu saldırı niye?

Önemli bir etken, ortalıktaki (genellikle basındaki) bilimsel cahillik.  Bu alanda çalışanların çoğunun böyle bir formasyonu yok.  Öte yandan, çevresel endişenin ilerlemeye, gelişmeye ve büyümeye önlem oluşturduğu inancı da devreye giriyor.  Bir de, toprağın derinliklerinden kaynak elde etmek, havaalanı ya da alışveriş merkezi inşa etmek isteyen girişimcilerin karşısına hep doğanın mucizeleri korumak isteyenler çıkıyor.  Öyle olunca da, para dünyası doğal dünyayı savunmaya özenenleri olabilecek her köşede sıkıştırmaya çalışıyor.  Ve çıkarlarını koruyup kollayacak ortamları en umulmadık yerlerde bile bulup yaratmayı biliyor.

İşte, doğal dünyayı sürekli bir sevinç kaynağı olarak gören, doğanın içinde erimek isteyen ve bu mucizeyle büyülenen bizleri romantikler, gerçeklerden kaçanlar ve faşistler diye adlandırıyorlar.  Anlaşılan, paranın gücüne karşı çıkmanın bedelini ödüyoruz.

[Demek ki, doğanın sunduklarına tertemiz niyetlerle sahip çıkanları yalanlarla, dolaplarla, zorbalıklarla suçlayıp saldıran cahiller, kötü niyetliler ve paranın neferleri her ülkede var.]

Atila Alpöge /  Yararlanılan kaynak:  George Monbiot, The Guardian, 8.7.2013

Reklamlar
Bu yazı Genel Konular içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s