Plastiklenmiş bir dünyada yaşıyoruz

Elimizi neye atsak, içinde, dışında, bir yerinde plastik var.  “Nature” dergisinin Mart sayısında bir grup bilim insanı plastiğin “zararlı madde” ilan edilmesini istediler.  En büyük üretici olan ABD, AB ve Japonya başta olmak üzere bütün ülkeleri üretim ve tüketim alışkanlıklarını değiştirmeye davet ettiler.  2012’de 280 milyon ton plastik üretilmişti.  Bunun 2050’de 120 katına fırlayacağı hesaplanıyor.

Atılan plastik maddelerin ancak yarısı çöplüklerde son buluyor.  Diğer yarısı rüzgârlarla uçuşuyor, ya da denizlere iniyor.  Bilginler plastiğin fiziksel tehlikesinin artık saptanmış olduğunu, kimyasal tehlikesinin ise ciddi kaygı yarattığını belirtiyorlar.  Plastik parçaların hayvanların, balıkların midesine gitmesinin yanında zehirli maddeleri ve ilaçları emme yeteneği de var.  Örneğin, plastik torbaların yapımında kullanılan polietilen belki tek başına çok zararlı değil, ama zararlı kimyasalları emebiliyor.  PVC’nin kansere neden olabildiği de biliniyor.

Kamu kuruluşları çok uzun yıllardan beri plastik sorunuyla boğuşmaya çalışıyorlar.  Örneğin plastik maddelerin gemilerden denize atılmaması konusundaki uluslararası bir antlaşma 1988’de yürürlüğe girmek üzere 1973’te imzalanmıştı.  Ama Pasifik Okyanusu’nun orta yerinde uçsuz bucaksız garip bir ada gibi oluşan plastik yığınları durmadan büyümeye devam ediyor.  Hükümetler bu durumun karşısında çaresiz kalmış gibi fazla bir şey yapamıyorlar, ya da yapmak istemiyorlar.

Bilginler çaresiz olunmadığını, tutarlı ve sonuç üretecek senaryolar geliştirilebileceğini belirtiyorlar.  Verdikleri bir örnek de var:  1989 Montreal Protokolü.  CFC diye anılan klorofloro karbonlu maddelerin kullanımı uluslararası bir çabayla yasaklanmıştı.  (Bunlar soğutucularda, klimalarda, mikroçiplerde, köpük ürünlerinde kullanılıyordu.  Ancak ozon tabakasına büyük zarar veriyorlardı.  CFC’ler sera gazlarının en tehlikelilerinden biriydi.)  Anlaşma yürürlüğe girdi ve 200 ülke 7 yıl gibi kısa bir zaman içinde alternatif ürünlere geçerek bu maddelerin kullanımını durdurdu.

Bilginler, bu girişim başarılı olabildiyse plastik konusunda da benzerinin yapılmaması için bahane kalmıyor, diyorlar.  İlk kademede dört plastik grubu için önlem alınabilir:  PVC (boru gibi inşaat malzemesi), polistiren (yiyecek paketleme), poliüretan (ev eşyası) ve polikarbonat (elektronik).  Bunlar plastik üretiminin %30’u kadar tutuyor.  Geri kazanılmaları çok zor ve zehirli maddelerden üretiliyorlar.

Bilginler yaptıkları çıkışta plastik endüstrisine gösterilen aşırı anlayışa da dikkati çekiyorlar.  Örneğin, plastik kullanan yiyecek ve ilaç endüstrilerinden ürünlerinin güvenli olduğunu kanıtlamaları istenirken, konu plastik endüstrisine gelince, bu kez tersine, endüstrinin hükümetlerden ürünlerin zararlı olduğunun kanıtlanmasını talep etmesine göz yumuluyor.  Plastik endüstrisine gösterilen bu özel dikkati savunanlar bu sektörün ekonomide büyük ağırlığı olduğunu, ekonomik kriz ortamında bu alanı fazla zorlamamak gerektiğini savunuyorlar.  İyi güzel de, plastik atıkların yarattığı ortamla savaşmanın maliyeti yok mu?  Örneğin, Kaliforniya sağa sola atılmış plastikleri toplamak için yılda 41 milyon dolar harcıyor.  Ama gene de, plastik kirliliği katlana katlana büyüyor ve baş edilemeyecek düzeye yaklaşıyor.

Atila Alpöge /  Yararlanılan kaynak:  Malo Herry, Worldwatch Institute, 14.5.2013

Reklamlar
Bu yazı Atıklar, Denizler - Irmaklar, Ekoloji Politikası, Genel Konular, Sağlık - Beslenme içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s