“Evet, GDO’lar Birer Zehir”

[Fransa’da yayımlanan “Le Nouvel Observateur” dergisi 20.9.2012 tarihli sayısının kapağında bu sloganı kullandı.  İç sayfalarında da konuyu uzun uzun didikledi.  Bu, bir bomba gibi düştü televizyon haberlerine ve gazete, dergi sayfalarına.  Çünkü dergi son derecede önemli bir araştırmanın sonucunu “Skandal!” nitelemesiyle açıklıyor ve anlaşılan aylarca sürecek (adeta kanlı geçecek) bir boğuşmanın kapılarını ardına kadar açıyordu.]

Bir casusluk filmi gibi

Öykü Fransa’da Caen Üniversitesi’nde başlıyor.  Yıl 2006.  Başını Prof. Séralini’nin çektiği beş kişilik bir takım son derecede gizli tutmaya kararlı oldukları bir araştırmaya adım atıyordu.  Kendi aralarında aldıkları bir kararla telefon konuşmalarında konudan asla söz etmeyeceklerdi.  Birbirlerine gönderecekleri elektronik iletilerde de şifreli yazışacaklardı.  Bu çalışma konusunda hiçbir sızıntı olmasını istemiyorlardı.  Çünkü tohum alanında çalışan küresel şirketlerin baskısından, komplosundan ve sabotajından çekiniyorlardı.  Ne de olsa, Prof. Séralini bu alandaki inançlı ve sonuç alabildiği çalışmalarından dolayı kara listeye alınmıştı.

Önce Kanada’daki bir tarım lisesiyle temas kurdular.  Oranın aracılığıyla ünlü Monsanto’nun patentinde olan GDO NK 603 mısır tohumunu temin ettiler.  Bu tohumu öyle her önüne gelen kişi aklına esen yerden satın alamıyordu.  Hele adınız kara listedeki Séralini olursa.  Özel anlaşmalar, kontratlar falan gerekiyordu.  [Monsanto’nun değişik zamanlarda Ekogazete’de yer aldığını anımsatalım.]  Bu tohumlar Kanada’daki okulda ekildi.  Belli bir süre sonra elde edilen mısır gizlice Fransa’ya taşındı.

Farelere ne oldu?

Caen takımı araştırmasına başladı.  200 fare temin edildi ve bunların yarısına GDO’suz mısırdan yapılmış yiyecek verildi.  Diğer yarısına ise Kanada’dan gelen mısırdan yapılmış besinler sunuldu.  İki yıl boyunca.  Farelerin ortalama ömrünün iki yıl olduğunu not etmeli.  Bu, insanlarda aşağı yukarı 80 yıla denk geliyor.  Başka bir deyişle, deneğin yaşamı boyunca süren bir deney oldu bu.  Sabırla, bıkmadan iki yıl yürütülen çalışma bir yılı geçmeden sonuçlarını vermeye başladı.  GDO’lu dişi farelerin büyük bölümünün memelerinde tümör belirdi.  Hatta bu tümörün büyüklüğü farenin ağırlığının %25’ine kadar ulaştı.  Erkek farelerin ise karaciğer ve damarlarında ciddi tahribat gözlendi.  Prof. Séralini “tam bir kıyım yaşandı” diyor.

Bu, öteki gruba hiçbir şey olmadı anlamına gelmesin.  GDO ile beslenmeyen farelerdeki tümör oranı ötekilere göre %30-%50 oranında ve zaman bakımından gelişme hızı çok düşük.  GDO verilen erkek farelerde GDO verilmeyenlerden 20 ay önce tümör görüldü.  Dişilerde ise 3 ay önce.

Çalışmanın en önemli özelliği 2 yıllık bir çerçeveye oturtulmuş olması.  Şimdiye kadar GDO’lar üzerinde yapılmış bütün araştırmalar 3 aylık sonuçlara dayanıyordu.  Bu kısa süreli denemeler pek de olumsuz sonuç vermiyor ve şirketlerin sayısız organizma için kolayca pazarlama izni almasına olanak veriyordu.

Bir bomba

Araştırma (sağlıkla ilgili olduğu kadar bilimsel, politik ve ekonomik) çok boyutlu bir bomba niteliği taşıyor.  Derginin duyurusunu yaptığı araştırmanın ayrıntılı bilimsel raporu aynı gün ABD’de yayımlanan (bilimsel saygınlığı tartışılmaz) “Food and Chemical Toxicology” dergisinde kamuoyuna sunuldu.  Aynı hafta içinde Prof. Gilles-Eric Séralini’nin bu araştırmayı ayrıntılarıyla anlattığı bir kitap vitrinlerde yerini alacak:  “Tous cobayes!”  (yayımcı: Flammarion).  Gene aynı günlerde, bu çalışmayı yakından izlemiş olan Fransa’nın eski çevre bakanı Corinne Lepage da bir kitapla gündeme geliyor:  “La vérité sur les OMG, c’est notre affaire!”  (yayımcı: Charles Léopold).  Bir de belgesel bir film sinemalarda gösterime girecek:  “Tous cobayes?”  (yönetmen: Jean-Paul Jaud)

Corinne Lepage ciddi suçlamalarla çıkıyor okuyucusunun karşısına.  Fransa ve Avrupa Birliği yönetimlerini bugüne kadar ihmal etmiş oldukları görevlerine çağırıyor.  GDO’nun zararları konusunda yalnızca (her türlü yöntemi kullanarak yoğun lobicilik yapan) küresel şirketleri suçlamanın yetersiz olduğunu söylüyor ve onların çabalarını anlayışla karşılayıp bir sürü gerçeğe gözlerini yummuş olan politikacıları, devlet kuruluşlarını, AB kurumlarını parmakla gösteriyor.

Olay yaratan bu açıklama üzerine Fransız hükümeti derhal bir soruşturma başlattı.  Avrupa Birliği de ilgili kurumlarını hızla görevlendirdi.  Aslında araştırmaya konu olan tohumla üretilmiş mısırın yiyecek maddelerinde kullanımının gecikmeden dondurulması gerekiyor.  Çevreciler “Bunu 10 yıldır ısrarla isteyip duruyoruz.” diyorlar.

Bizlere de uzanıyor mu?

Bu GDO, farkında olmadığımız halde yemek masalarımıza geliyor.  Çünkü hayvanlar bu tür mısırlardan yapılmış yemlerle besleniyor.  Sonuç olarak etlerde, yumurtada, sütlerde, peynirlerde, soslarda, hazır yemeklerde ve çorbalarda, tatlılarda yer alabiliyor.  Üstelik tüketiciye yardımcı olmak üzere, bu tür ürünün kullanılmış olduğunu belirten bir notun ambalajda ifade edilmesi zorunluluğu da yok, ya da fazla uygulanmıyor.

Atila Alpöge / Yararlanılan kaynak: Guillaume Malaurie, Le Nouvel Observateur, 19.9.2012

Reklamlar
Bu yazı Sağlık - Beslenme, Tarım içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

One Response to “Evet, GDO’lar Birer Zehir”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s