Bulutlu bilişim

[İngilizcesiyle “cloud computing”.  Daha önce iki yazıya yer vermiştik.  Birinde konu açıklanıyordu.  Ötekinde ise Apple’ın güneşten yararlandığı anlatılıyordu.  Konu kısaca şuydu:  Çok uzaklarda, hatta yabancı ülkelerde dev “veri merkezleri” var.  Bilgi işleme gereksinim olunca bu işlev kuruluşun kendi bünyesinde oluşturulmuyor ve bilgisayarlara, onlara yerleştirilecek yazılımlara, yüksek ücretli personele, geniş mekânlara, hassas destek hizmetlerine yatırım yapılmıyor.  Onun yerine eski, yeni bütün veriler nerede olduğu bile bilinmeyen bu merkezlerde depolanıyor.  Bir işlem gerekince internet üzerinden oraya erişiliyor ve istenen çalışma orada yürütülüyor.  Üstelik, üst düzey olanaklar içinde, sahip olunması çok pahalıya gelecek en özel yazılımları kullanarak.  Tabii, bu yöntem büyük tasarruf sağlıyor.]

Veri çiftlikleri

Bu merkezlere “veri çiftliği” de deniliyor.  Bunların sorunu kurulacakları yerden başlıyor.  Dev bir tesis oluşacağı için çiftliğin çok geniş bir araziye oturması isteniyor.  (Örneğin, Microsoft’un ve Google’un merkezleri toplam olarak 100 bin metrekarelik alana yayılıyor.)  Ama bu alanın deprem tehlikesinden kesinkes uzak olması gerekiyor.  Güçlü bir elektrik şebekesinin yanı başında olmak da önemli.  (Örneğin, Apple kendi merkezi için özel bir güneş santralı yaptırdı.)  Ayrıca orada çok bol su kaynağı olmalı.  Çünkü merkezi gece gündüz, sürekli olarak 17 derece ısı ortamında tutmak gerekiyor.  Bu soğutma da suyla yapılıyor.  (Örneğin, Facebook merkezini İsveç’te Kuzey Kutbu’na yakın bir noktada, suları buz gibi denizin kıyısında kurdu.)  Aslında soğutma işleminin maliyeti çok yüksek;  merkezlerin elektrik tüketiminin %40’ı yalnızca soğutma amaçlı.

Amazon

Bu tür uygulamanın fikir babası internet üzerinden satış yapmakla ünlü “Amazon”.  1990’ların sonunda bu şirkete gelen talep Noel’e ve yılbaşına yakın günlerde o kadar patlıyordu ki, firma bilişim kapasitesini aşırı oranda arttırma zorunda kaldı.  Buna karşılık yılın on bir ayı sistem boşta kalmaya başladı.  Bu boşluğu doldurmak isteyen firma 2006’da tesislerini başkalarının verilerine açmayı denedi ve büyük başarı kazandı.  “Bulutlu bilişim” doğmuştu.  Şimdilerde bu hizmeti kişilere de, firmalara da sunan Amazon’un 190 ülkede kullanıcısı var.  762 milyar belge depolanmış durumda ve saniyede 500 bin işlem yapılıyor.  Amazon’un başarısı IBM’i, Microsoft’u, HP’yi, Google’u, Apple’i harekete geçirdi.  Ve başkalarını.  [Amazon’un bu başarısında şimdi Avrupa, Orta Doğu ve Afrika Bölümü sorumlusu Atilla Narin’in büyük rolü var.  Narin Microsoft’ta çalıştıktan sonra 2004’te Amazon’a geçmişti.]

Ulusal bulutlar

“Gökteki bulut nasıl ‘ulusal’ olur?” demeyin.  Oluyor.  İngiltere de, Almanya da, Fransa da kendilerine ait bulut oluşturma kararı aldılar.  Bütünüyle kendilerinin kontrolünde yükselecek olan bu bulut yönetime ait milyonlarca, milyarlarca bilgiyi taşıyacak.  Örneğin sıradan bir vatandaşla ilgili ne varsa, doğum ve ölüm kayıtları, ödediği vergiler, edindiği kazançlar, sosyal sigorta ve sağlık bilgileri, polis kayıtları, her şey o buluta yüklenecek.  Hatta ülkenin savunma bilgileri…  nükleer santrallere ait veriler…  büyük bankaların hesapları…  ekonomide ağırlığı olan firmaların kayıtları…  Adı geçen kuruluşlar bulutlu uygulamaya geçmek istedikleri zaman ulusal bulutu kullanma zorundalar;  yabancılar tarafından kontrol edilen bulutlara ulaşmaları kesinlikle yasak.  Bu konuda yasalar var.

Akla takılan sorular

Bu ülkelerin gösterdiği aşırı duyarlılığın arka planında güvenlik var.  Çünkü bulut girişimlerini ABD firmaları yarattı.  Büyük bir hızla birçok ülkeye yerleşerek…  Kendilerine ait değişik merkezleri birbirine bağlayarak…  Ancak, 11 Eylül 2001 olayından sonra güvenlik çılgınlığına kapılan ABD “Patriot Act” diye anılan güvenlik yasasını çıkarınca işler biraz karıştı.  Çünkü yasa yönetime (ve de FBI’e, CIA’e) istediği an, istediği firma ya da kişinin verilerine girip kontroller yapma yetkisini veriyor.  Veri merkezi başka bir ülkede bile olsa “bulut”u yöneten şirket Amerikan firması ise bu isteme kapılarını ardına kadar açmak zorunda.  Bu durumu özellikle Avrupa ülkeleri kabullenemiyorlar.

Bunun yanında başka tür endişeler de var.  Bilgiler “bulutlarda dolaşırken” herhangi bir kişi onları elde edemez mi ve kötü bir amaç için kullanamaz mı?  Veri merkezinde yangın çıkarsa, su baskını olursa bilgiler, belgeler ne olacak?  Güneşteki patlamaların yarattığı elektromanyetik dalgaların dünyadaki iletişim sistemlerini etkilediği biliniyor.  O zaman ne olacak?  Bu merkezler gözü dönmüş teröristler için cazip hedefler değil mi?  Bir tek terörist saldırısıyla binlerce sistemi allak bullak etme fırsatı yaratmıyorlar mı?  Veri çiftlikleri ne gibi bir hukuki güvence sağlıyor?  Bütün bilgilerinizin yok oluverdiği durumda, kim ne garantisi veriyor?

Bulutlar ve ekoloji

Bu ilginç gelişmenin ciddi ekolojik sonuçları da var.  “Aman enerji tasarrufu yapalım!” denilen ortamda aşırı elektrik kullanımı…  “Doğal kaynaklara sahip çıkalım!” denilen ortamda aşırı su kullanımı…  Yerel boyutlara yönelme ortamında hızla küresel boyuta kayma…  Geniş doğal alanları koruma telaşı içindeyken bunların yerleşime açılması…  Ve çözümü hayli karmaşık güvenlik sorunları.

Yararlanılan kaynak:  Le Monde, Özel “Bulutlu Bilişim” eki, 12.4.2012

Reklamlar
Bu yazı Enerji, Teknoloji içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s