Kısa kısa- 2

 [17 Şubat’ta “Ekogazete, bundan böyle, bazı güncel gelişmeleri kısa haberler dizisi halinde zaman zaman okuyucularına sunacak” demiştik.  Şimdi ikincisini sunuyoruz.  Aşağıda 12 haber bulacaksınız.]

Bir başarı öyküsü

Ekoloji konularında hep karanlık tablolar mı çizeceğiz?  Biraz da iyi şeylerden söz edelim.  Birleşmiş Milletler, 1990 ile 2010 arasında 2 milyar kişinin temiz içme suyuna kavuştuğunu açıkladı.  20 yıl önce bu maksatla dünya çapında bir girişim başlatılmıştı.  Hedef yılı olarak 2015 saptanmıştı.  Birleşmiş Milletler girişimin beş yıl önce hedefine vardığını belirtiyor.  [The Guardian Weekly, 16.3.2012]

Açlık tehlikesi

Afrika’da Büyük Sahra’nın hemen güneyinde yer alan ve batıdan doğuya bir şerit gibi uzanan ince, uzun bölgeye “Sahel” deniliyor.  Kuruluşu 1995’e dayanan, başlangıç noktası Oxford olmakla birlikte şimdilerde 15 ülkeye yayılmış olan “Oxfam” Batı Sahel’de çok ciddi bir açlık sorununun yaşandığını duyurdu.  13 milyon kişinin yaşadığı bu bölgede Çad, Burkina Faso, Mali, Moritanya, Nijer ve Senegal yer alıyor.  Oxfam bu tehlikeye karşı büyük bir yardım kampanyası başlattı.  [The Guardian Weekly, 16.3.2012]

Hindistan ilaç firmalarını zorluyor

Karaciğer ve böbrek kanserlerinde etkili olan ve hastanın yaşamını 5-6 yıl uzatan bir ilaç var:  Nexavar.  Ancak bunun bir ay boyunca sürekli kullanımının bedeli Hindistan’da 4.200 avroya (yani 3,5 yıllık asgari ücrete) geliyor.  Tabii halkın büyük bir çoğunluğu buna ulaşamıyor.  Hindistan hükümeti Bayer firmasına rest çekti ve bu ilacın jenereğinin Hindistan’da yerel firmalarca üretilmesine izin verdi.  Resmi makamlar Dünya Ticaret Örgütü’nün belli koşullarda patent hakkını ortadan kaldıran bir standardından hareket ediyor.  Jenerik ilaç, aslının %3’ü fiyata satılacak.  [Le Monde, 28.3.2012]

Enterpol ekolojiye eğilmeye başladı

Fildişine el koymak için yapılan kaçak fil avcılığı ve izinsiz, gizlice ağaç kesme gibi olgular yerel, küçük boyutlu olaylar olmaktan çıktılar.  Bunların arkasında artık çeteleşmiş, uluslararası boyut kazanmış, sınırlar ötesi girişimlere kalkışan, çok büyük paraları döndüren suç örgütleri var.  Bu olgu “ekolojik suç” kavramını gündeme getiriyor ve enterpolü bu alana el atmaya davet ediyor.  Nitekim enterpol Afrika ve Asya’da büyük operasyonlar düzenlemeye başladı.  Bir yetkili, çetelerin Kamerun’da son iki ay içinde 400 fili öldürüldüklerini açıkladı.  Güney Afrika’da ise son 18 ay içinde 500 gergedanlık katliam yaşandı.  Enterpol gergedan boynuzunun altından daha fazla para yaptığını söylüyor.  Bu anlamdaki liste hayli kabarık.  Örneğin son üç yıl içinde Gine’den Çin’e 200 şempanzenin kaçırılmış olduğu biliniyor.  Örneğin, Kazakistan’daki bir operasyonda 4.704 antilop boynuzu ele geçirildi.  Öte yandan dünyanın yıllık kereste kullanımının %15-30’u kaçak olarak yapılan kesimden geliyor.  Bugün 150 yıl önceki ormanların yalnızca %10’u ayakta olduğu için sera gazı emilmesi o ölçüde azaldı.  [The Guardian, 29.3.2012]

Hava kirliliği endişesi

Paris 50 yıldan beri görmediği bir sıcaklık yaşıyor.  Kışın ortasında hava sıcaklığı 22-24 derece dolaylarında dolaşıyor.  Bir de aşırı kuraklık var.  Üstüne üstlük fazla rüzgâr da görülmüyor.  Bu koşullar ciddi hava kirliliği yaratmakta.  Yetkililer son 80 gün içinde hava kirliliği üst sınırının 23 kez aşıldığını duyurdular.  Oysa Avrupa Birliği bu sınırın bir yıl içinde yalnızca 35 gün aşılabileceğine izin veriyor.  O noktadan sonra Fransa’nın Avrupa Adalet Divanı’na sevk edilmesi durumu çıkacak ortaya ve ağır bir cezaya çarptırılacak.  Portekiz, İtalya, Belçika ve İspanya da topu ağzında.  Öte yandan Almanya, Avusturya, İngiltere, Danimarka ve Hollanda bu konuda bazı önlemler almaya başladılar.  Örneğin bazı tür araçların belli günlerde trafiğe çıkmasını yasaklıyorlar.  [Le Monde, 28.3.2012]

Işıkları söndürün

Mağazalar gecelerin karanlığı ve tenhalığında sabaha kadar vitrinlerini aydınlatıyorlar ya da armalarını, adlarını ışıklandırıyorlar.  Büyük işyerleri de varlıklarını ve güçlerini ilan etmek istercesine geceleri binalarını çeşitli biçimlerde renk renk aydınlatıyorlar.  Ama ne var ki, Fransa’da bunun sonu geldi.  Hükümet bu yaklaşımı yasaklıyor ve bu tür ışıkların 1 Temmuz’da başlamak üzere, geceyarısı saat 1.00’den sabah 6.00’ya kadar söndürülmesini istiyor.  Yapılan hesaplar bu girişimin 300.000 kişilik bir kentin bir yıllık elektrik tüketimi kadar tasarruf sağlayacağını gösteriyor.  Ama mağaza sahipleri “böyle bir uygulama hırsızlıklara ve soygunlara davetiye çıkarır” diye aşırı tepkili.  [Le Monde, 30.3.2012]

Kanalizasyondan elektrik üretimi

ABD Pennsylvania State University profesörlerinden Robert Howard ve arkadaşları “Science” dergisinde yayımladıkları bir yazıda kanalizasyon sularından enerji üretilebileceğini duyurdular.  Basit bir teknolojik müdahale ile atık su arıtma istasyonlarını elektrik santrallarına dönüştürmenin mümkün olduğunu ileri sürdüler.  Bu yöntemle kentlerin su pompalama sistemlerinin enerji gereksiniminin tamamını (ki bunun faturası bir hayli yüklü oluyor) karşılama olanağı var, diyorlar.  [The Guardian Weekly, 16.3.2012]

Uyumak ya da uyumamak

ABD’de yürütülmüş olan bir bilimsel araştırma uyuma süresi ile kalp sağlık arasında önemli bir bağlantı kurdu.  Chicago’da toplanan yıllık Kardiyoloji Konferansına sunulan bir bildiri, geceleri sekiz saatten fazla uyuyor olmanın, ya da altı saatten az uyuyor olmanın ciddi kalp sorunlarının belirtisi olduğunu vurguladı.  45 yaş üstü 3.019 kişi üzerinde yapılmış olan kapsamlı bir araştırma az uyuyanların enfarktüs ya da beyin kanaması geçirmeleri olasılığının normal süre uyuyanlara göre iki kat arttığını gösterdi.  Fazla uyuyanlarda da anjin dö puatrin ve kalp damarı rahatsızlıkları aynı oranda artıyor.  [AFP, 26.3.2012]

Biyolojik saatimiz ve şişmanlık

Bünyemizin 24 saatlik bir çevrime dayalı biyolojik ritmi var.  30 Mart tarihli “Nature” dergisinde yayımlanan iki ayrı araştırma aşırı kilonun ve diyabetin bu saatin işleyişini bozduğunu ileri sürüyor.  Araştırmalar, bu çevrimi sağlayan genleri iki alıcı mekanizmanın düzenlediğini saptamış.  Fareler üzerinde yapılan deneyler (aşırı kilonun ya da diyabetin yarattığı) bazı sentetik moleküllerin gelip bu alıcılara yapışmasının ya da alıcıları toptan yok etmesinin 24 saatlik dengeyi allak bullak ettiğini, günlük yaşamda ve tavırlarda düzensizliklere neden olduğunu göstermiş.  [Le Monde, 31.3.2012]

Fransızlar nükleer kazadan korkuyor

Bilindiği gibi, Fransa’da elektrik üretiminin %70’inden fazlası 58 nükleer santralden sağlanıyor.  Nükleer temelli bu çözüm, ister istemez, bu teknolojiye çaresiz bağımlılık yaratıyor.  Ancak yürütülen bir kamuoyu araştırması Fransızların bu çözüme endişeyle yaklaştıklarını gösteriyor.  Halkın üçte ikisi Japonya’da görülen Fukuşima kazasının kendi ülkelerinde de yaşanabileceğine inanıyor.  [The Guardian Weekly, 16.3.2012]

Havacılıktaki kapışma devam ediyor

Sera gazı salımlarını kontrol altına almak isteyen Avrupa Birliği’nin kendi hava sahasından geçen bütün uçuşlardan (Avrupa kentlerine insin inmesin) “karbon vergisi” alacağını daha önce duyurmuştuk.  Buna Çin, Rusya, Hindistan ve ABD’nin çok sert tepki gösterdiğini de eklemiştik.  Rusya, Avrupa uçaklarının kendi toprakları üzerinden uçmasına kısıtlama getirme kararı almış, Çin ile Hindistan da Airbus siparişlerini iptal etmişlerdi.  Air France, Airbus gibi şirketler telaşlanmış, bu karardan vaz geçmesi için AB’ye baskı yapmaya başlamışlardı.  Ama AB kararlıydı, direnecekti.  AB’nin iklim eylemleri komiseri Connie Hedegaard bu verginin Frankfurt’tan Pekin’e uçan bir iş adamı için 2 avro tuttuğunu söylüyor ve “İnsaf!  Havaalanında içeceği kahveden daha ucuz.” diyor.  Bununla birlikte, gelen son haberler AB’de yumuşamanın başladığına ve ilgili ülkelerle pazarlık masasına oturulacağına işaret ediyor.  [Le Monde, 31.3.2012]

Kriz ortamında ekolojik yaklaşımın şansı var mı?

AB sera gazı konusunda kendine bazı hedefler koydu:  bunları 2030’da %40, 2050’de ise %80-95 oranında azaltacak.  Ama öte yandan, 2011’de 2010’a göre %40 daha fazla petrol ithal etti.  Hem de ortada kriz olduğu halde.  Böyle bir ortamda yukarıdaki hedefler nasıl gerçekleşebilir?  AB ekolojik yaklaşımda şimdiki gibi ne ölçüde ısrar edebilir?  Bu ısrar ekonomik etkinliği frenleme anlamına gelmiyor mu?  Connie Hedegaard bu soruları şöyle yanıtlıyor:  “Bizler, hızla gelişmekte olan ülkelerle işgücü maliyeti, çalışma saatleri, vergilendirme gibi konularda yarışamayız.  Ama innovasyon, üretim yöntemleri, doğal kaynakların ve enerjinin etkili kullanımı konularında rekabet edebiliriz.  Dünya 2030’da %50 daha fazla besine, %45 daha fazla enerjiye, %30 daha fazla suya gereksinim duyacak.  Gelecek, giderek azalan bu kaynakları akıllıca kullanmayı bilenlerin olacak.”

Reklamlar
Bu yazı Doğal kaynaklar, Ekoloji Politikası, Enerji, Nükleer, Sağlık - Beslenme, Su, Ulaşım içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s