Rio Zirvesi’ne temel olacak rapor masaya kondu

Haziran ayında Rio’da dev bir toplantı olacak:  İklim değişiminin ele alınacağı Rio Zirvesi.  Buna hazırlık olmak üzere, üst düzeyli 22 kişilik bir panel bir yılı aşan çalışmadan sonra 99 sayfalık bir rapor oluşturdu ve 30 Ocak’ta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne sundu.  Raporu hazırlayanlar arasında değişik ülkelerden bakanlar, milletvekilleri, yöneticiler (bu arada Türkiye’den Ali Babacan) var.  Bu panele üyelerin kendi uzmanları da hizmet sunmuş.  Rapor “Resilient People, Resilient Planet: A Future Worth Choosing” adını taşıyor.  Birleşmiş Milletler’in 1987’de hazırlattığı ve “Brundtland Raporu” diye bilinen ünlü rapor ekoloji konusunda dünya çapındaki girişimlere yeşil ışık yakmış ve etkisiyle uzun yıllar süren bir iz bırakmıştı.  Yeni raporun da benzeri bir yankı yaratacağı söyleniyor.

Raporun ürkütücü mesajları

Rapor özetle şu verileri sunuyor.  Artık 1987’deki gibi ileri bir tarihin tehlikelerinden söz edecek durumda değiliz.  Tehlikenin içindeyiz.  Asya’da, Güney Amerika’da, Afrika’da her yıl 70 milyon insan gelir düzeyi bakımından orta sınıfa katılıyor.  Bu katılma 2030’da 2 milyarı bulacak.  Bunlar Batı türü bir yaşam tarzı ve tüketim heveslisi olacaklar.  Dünyada açlık azaldı, ama hâlâ bir milyar aç insan var.  Bu gelişmelere etken yanıt verebilmek için tarım üretimini önümüzdeki 20 yıl içinde %50 arttırmamız gerekiyor.  Enerjiyi ise %45.  Ve %30 daha fazla su gereksinimi içindeyiz.  Oysa her yıl 13 milyon hektarlık orman yok olup gidiyor.  Karbondioksit salımı son yirmi yıl içinde %38 arttı.  Kalkınma modellerimiz yerkürenin sunabildiği olanaklara uyumlu olmaktan çıktı.

Sınırları tanımlamanın zorluğu

İklim değişimi, bioçeşitliliğin yok olması, kimyasal kirlenme, ozon tabakasının azalması, denizlerin asitleşmesi, içme suyu yetersizliği, ormanların yok edilmesi gibi konularda sınırları çizme zorundayız artık.  Bunun gerekliliğini kavramak zor değil.  Ama gerçekleştirmek hayli zor.  Çünkü mevcut politik mekanizmaların mantığı olaylara kısa vadede baktırıyor.  Politikacı için geçerli olan bugün.  Gelecek kuşakların gereksinimleri ikinci planda kalıyor.

Yepyeni bir göstergeye doğru

Bugüne kadar dünya ekonomisine yön vermiş olan gayri safi iç geliri terk ederek, onun yerine kaynak tüketimini de içeren ekolojik gelişme temelli bir göstergeye geçme durumundayız.  Bugün ortalıkta dolaşan mal ve hizmetler onların üretimi sırasında ortaya çıkan toplumsal ve çevresel maliyetleri içermiyor.  Şimdiki mantık, elde edilen kalkınmanın çevreyi berbat ederek ve çalışanları istismar ederek sağlandığını gizliyor.  İklim değişimi dünya çapındaki bir gerilimin kaynağı.  Giderek, doğal kaynaklara ulaşmak da ciddi gerilimler getirecek.  “Yapılması gerekenleri daha sonraya da erteleyebiliriz” demek büyük bir yalan.  Elimizi, kolumuzu bağlayıp oturmanın elbette ekonomik bedeli olacak, ama buna bir de insan bedeli eklenecek.  Yapılacak tercih basit:  ya eylemsizliğin ağır bedelini ileride ödemeye kendimizi hazırlayacağız,  ya da gelecek için yatırım yapmaya şimdiden başlayacağız.

Yararlanılan kaynak: Laurence Caramel, Le Monde, 1.2.2012

Reklamlar
Bu yazı Doğal kaynaklar, Ekoloji Politikası, Nüfus, İklim içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s